A true friend of the Kurdish people

Mme DANIELLE MITTERAND

24 10.1924 | 22.11.2011
Dosta milletê kurd a hêja

Home †|††DestpÍk††|††Ana Sayfa

 

 



24 10.1924  -  22.11.2011

"Aidez le peuple kurde après ma mort, soyez-lui fidèle parce qu'il le mérite" Daniella Mitterrand

Mitterrand’ın kurduğu Fransa Özgürlükler Vakfı Başkanı Michelle Jully, Madam Mitterranda ölmeden önce kendisine:
Ben öldükten sonra da Kürt halkına yardım edin, onlara vefalı olun çünkü bunu hak ediyorlar” diye vasiyette bulunmuş.

 

 

 

Danielle Mitterrand kimdir?

 

Fransa’nın eski sosyalist cumhurbaşkanı François Mitterrand’ın eşi Danielle Mitterrand, yaşamı boyunca El Salvador’daki Marksistler, Tibetliler ve Kürtler için mücadele verdi.

 

François Mitterand ile İkinci Dünya Savaşı sırasında tanışan Mitterand, 1981 yılında first lady oldu.

 

Solcu ve aktivist kişiliği ile tanınan Danielle Mitterrand, 22 Kasım 2011'de 87 yaşında hayata gözlerini yumdu.

 

1986 yılında Fransa Özgürlükler Vakfı’nı kuran Danielle Mitterrand çalışmalarıyla övgü topladı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Southern Kurdistan 1960:ies


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Southern Kurdistan 1960:ies

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Daneille Mitterand with Masod Barzani



Rencontre de Masoud Barzani avec Mme Mitterrand

France, Paris 1992

 

 

 

 

 

 

 

 

 

With Barzani

 

 

 

 

 

 

 

With Barzani   &   Talabani in Kurdistan

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Klaus Haensch, Danielle Mitterrand and Mehdi Zana 1996-01-17, Strasbourg

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Memorial ceremony for Danielle Mitterand in Kurdistan

 

 

Kürt halkına bağlılığımın nedenini mi soruyorsunuz? Kürt halkının kötü talihi nedeniyle başına gelen onca felakete karşı gösterdiği cesareti, metaneti seviyorum. Aralarındaki iktidar anlaşmazlığı nedeni ile iki dövüş horozu gibi diklenerek peşmergelerini, birbirlerini öldürmek zorunda bırakan iki savaş önderine rağmen cesaretini ve direniş gücünü kaybetmedi bu halk. Oysa birbirlerine saldıran bu peşmergelerin hepsi ortak acılar çekiyorlardı. Hepsi çarpışırken bir yandan da Saddam Hüseyin’in Iraklıları tarafından hayal bile edilemeyecek ölümcül gazlarla öldürülen, umudun tükendiği toplu sürgünlerle yok edilen ailelerini düşünüyorlardı. Bunu yapanları bırakıp birbirlerine düşürülmüşlerdi.

Paris’te, bizim kuruluşta veya uygun düşen her yerde KDP ve KYB liderlerini kaç defa bir araya getirdim, sormayın! Davetlilerin çokluğu nedeniyle görüşmeleri için büro küçük kaldığından çok defa dışarılarda yaptığımız o gösterişli yuvarlak masa toplantılarında, bu iki liderin kaç defa anlaşmaya vardıklarını da sormayın!

Ah! O büromdaki yuvarlak, küçük masanın dili olsa da bir konuşsa! Konuşsa ve benim Kürt misafirlerime, o görüşmelerde milletvekillerinin kendi aidiyetlerini unutarak sadece halkın yararına çalışacaklarını ve bu konudaki önerileri dikkate alacaklarını, bir demokratik yönetimin ortaklaşa hayali içinde birbirlerine verdikleri tatlı vaatleri hatırlatsa!

Bu hayalin gerçekleşeceğine ben de inanmaya başlamıştım ve Irak Kürtlerinin durumundan bahsederken, karşımdaki en şüphecileri bile benim umuda açılan çıkışıma katılmaya zorlayacak, inandıracak tüm argümanları buluyordum:

Umut açıktı; bu gerilim, şiddet ve kinle dolu bölgede gelişecek bir barış tohumu ekmek…

Her şey boşunaymış meğer! Eğer ortada sadece zorluklar, sefalet, yoksulluk ve kızışmış geçimsizlik, biçimlenmiş kamplaşmalar varsa bunlar çatışmakta gecikmiyorlar.

Peki; güçlü demokrasilere sahip Avrupa, bu küçük kardeşi desteklemek, onu korumak, onun yaşamasına izin vermek için ne bekliyor?

Uluslar arası sivil toplum kuruluşları NATO’nun bir tür kararı ile onlara meşru biçimde kabul ettirilmiş engellere rağmen, korkutularak sesi kesilmiş bir ulusun yalnızlıktan kurtulması için tüm dayanışmayı gösterdiler.

Bizim Devlet büyüklerimize gelince; menfaat, pazarlık politikalarına ve her işe burnunu sokmama mecburiyetlerine saplanıp kalmış şekilde yardım çağrılarına tamamen kulak tıkadılar ve barış taraflarının sesi onları yardıma ikna edemedi.

Herkesten şunu istiyordum: Avrupa’dan oportünist sorumluluklarından vazgeçmesini, Kürtler’den; o kavgacı eğilimlerini yenmesini bilmelerini ve şüpheci olanların hepsinden de hayal kırıklıklarımızdan sonuç alamamış olmamızdan dolayı bizimle alay etmemelerini...

Irak Kürdistanı’ndan gelen kuryeleri kabul etmiyordum artık, iki savaş önderinden gelen görüşme taleplerini reddediyordum. Ayrıca iki taraf arasındaki çarpışmalar devam ettiği sürece, kendi kendimi yesem de sabretmeye karar vermiştim.

Ama gel gelelim ister Irak’taki, ister Türkiye’deki, İran ve Suriye’dekiler olsun veya dünyanın başka taraflarında rastladıklarım olsun, Kürt halkından yana olan kaygı ve üzüntümden kurtulamıyordum.

Bugün birbirlerinden pek fazla haberdar olmasalar bile bazı ulusların halkları git gide birbirleriyle dayanışma içine girmişlerdir. Çünkü maruz kaldıkları zulüm, içinde bulundukları ciddi sorunlar benzeşirler, bu nedenle birbirlerini anlarlar. Ayrıca, uluslar arası sivil toplum kuruluşlarına sık sık benzer sorunlar için başvurdukları ve yardım talep ettikleri için, bu kuruluşlar o halklar arasında ilişki kurulmasını sağlarlar ve de özellikle başka bir nedenle mazlum halklar dayanışmaya girerler. Kaderlerini tayin edebilen yurttaşlara dönüşmenin gerekliliğinin bilincine varmaları bu ulusların mensuplarını başka bir biçimini kendi kendilerinin efendisi olarak yaşamak yollarını aramaya zorlar, bu değişmez bir toplumsal olgudur.

Bu hafta sonu Paskalya tatilinde “Kürt Baharı”nı okuduğum sırada beklediğim cümleyi buldum: “Hesaplaşmalarda yer alma yetkisini bize bırakmayan bu adamlar ve bu kadınlar, daha önce ‘intihar savaşı’ diye sözünü ettiğim savaşın asla yer almayacağı bir rüyayı görmeye başlamışlardı.” Görülen rüyalar çokça birbirlerinin tersidirler ama bir gün veya daha başka bir gün gerçek hayattaki yerlerini alırlar.

Meksika’da olduğu gibi eğer Kürtler; Irak’ın bütünündeki en mutsuz, en çok ezilen nüfus kesimi ile ilişkiye geçip onların da kendilerine benzeyen ve iktidardan doğan mağduriyetlerini öne çıkararak işbirliğinin, dayanışmanın yollarını arayıp ortak bir mücadele organizasyonunu gerçekleştirmeye koyulsalardı durum değişik olurdu şimdi.

Duygunuzu ifade etmek, düşündüğünüzü söylemek korkusunu yenmek için vakit henüz çok mu erken? Yine zorlamadan, barışçıl bir biçimde sizin devlet başkanınıza “Sizin halkınız başka türlü bir yaşamı kurmak istiyor ve artık ısrarlı, daimi baskılarınızı ve de sizin siyasetinizin körüklendiği sefaleti kabul etmiyor” demenin zamanı gelmedi mi daha?

France-Libertês (Fransa Özgürlükler) kurumu palas pandıras “Yerli halkların tanınması ve onları yok etmeye yönelik savaşa son verilmesi için uluslar arası Danışma”yı desteklemeye karar verdiğinde, buna üç milyondan çok Meksikalının olumlu cevap vereceğini umut etmeye cesaretimiz yoktu.

Dünyada, Avrupa’dan Asya’ya, Kuzey Amerika’dan Afrika’ya bu hareketin başarısı için bu derece çok sayıda insanın harekete geçeceğini hayal bile etmiyorduk.

O halde Kürtler’in, Irak’ın tümünde bir destek ve hareket ortaklığı aramasını neden düşünmeyelim?

Kitabı okurken benim de içinde bulunduğum bazı tarih sayfalarını hatırlamak duygulandırdı beni. Ama yine de çok yeni şey öğrendim. Bunun için kitabın yazarına teşekkür ederim. 

Danielle Mitterand

 

 

 

 


 

 

 


DANIELLE MITTERAND - Wikipedia

 

 

 

 


Foundation For Kurdish Library & Museum