NEWALA ÇORE
BC 8000
An EIGHT THOUSAND YEARS OLD Neolithic Site in Kurdistan

Destroyed by Turkish Islamist State

Home  |  Destpêk  |  Ana Sayf

İşgalci, İslamo-Faşist türk ırk ve TeCavüz Devleti Türkiye'nin Kürd Tarihini yeni barajlar kurarak sular altında bırakmak istemesi tesadüfi bir şey değidlir. Bereket versin ki Girê Navokê ''Göbekli Tepe' bir tepenin üstündedir, yoksa şimdi orayı da sular altında bırakmıştı işgalci türkler. Karahan Tepe'nin Göbekli Tepe'den de daha eski bir yerleşim merkezi olduğu yeni anlaşıldı. Bu bakımdan arkeolog maskesi altında çalışan türk istihbaratı'nın tahrifat çalışmalarına iyi dikkat etmek lazımdır. Bunlar bütün tarihi inceleme ve kazı yerlerinde çıkan tarihi eserleri köleci asurlulara, araplara ve hatta daha dün Ortadoğu"da peydah olmuş olan kendileriyle ilişkilendirmeye çalışıyorlar. Örneğin Dr İsmail Beşikçi'nin dediği gibi, "Kürdistan'da arkeolojik kazılar neticesinde ortaya çıkan tarihi eserleri, binlerce yıdlır Kürdistan'da yaşayan kürdlere ait olan bu tarihi eserleri bile, kürdlere değil ama, ya asurlara, ya ermenilere, ya araplara, ya acemlere (farslara) ve hatta bölgeye daha dün gelmiş türklere bile ilişkilendirirler".

Newalê Çorê ve Heskîf gibi Kürdistan'ın tarihi site alanlarında binlerce yıllık kadim kürd tarih'nin ortaya çıkmasıyla kürd halkının ulusal bilincinin oluşup pekişmesini istemiyorlar pek tabii çünkü efsane dahi olmayan ergenekon gibi tamanen hayal mahsülü olan yalanlara dayalı kendi tarih ve ve yapma kültürülerini, işgal edip kendilerinin yapmak istedikleri Kürdistan inkarına ve kürd tarihini gizleme ve tahrif etmeye yönlediren asıl amaç kürdlerin ülkesi Kürdistan'ı kendine vatan yapmaya çalışmalarıdır. Ama başkalarının ülkesi hiçbir zaman adama ülke/yar olmaz. Adı üstünde Kürdistan yani KÜRDLERİN ÜLKESİ.. Ama bunların Kürdistan'ı işgal etmelerinin ana sebebi vatansızlıktır. Tamamen hayale dayalı bir ulusturlar. Tarihte mevcut olmamış bir kavimdirler. Kendi dilinde vatan kelimesi bile mevcut değildir. Yurt kelimesi çadır demektir. Hunlar, moğollar elbette ki hiçbir zaman türk olmadılar ve türk değiller. Türklerin osmanlının devamı olduğu iddia edilir ama osmanlı türk değildi ki. Hatırlayın birçok kavimden mütşekkil osmanlılar türklere ne diyordu: 'etrak-ı bi idrak' yani izansız türkler.. Osmanlı bünyesinde, sadece hayali türklük iddiası peşinde koşan bazı ucube fikirli ve sonradan siyasi olarak örgütlenip kendilerine ittihatçı diyen ırkçı ve gerici bir güruh vardı ki bunlar daha sonra ingiliz emperyalizminin uşaklığına girerek adı bile alman emperyalistlerince türetilen 'Turkei' adında uşak bir devlet kurdular. Emperyalizmin has uşağı işgalci ve soykırımcı bir devlet... Kürdlerin neden bu güruhun elinin altında kalması talihsiz meselesi de başka önemli bir konudur. Kısacası eğer türk işgalciler müslüman olmasaydı asla kürdlerin vatanını ele geçiremezlerdi. İslamı kullanarak kürdlere çelme taktılar. İslamı (dini) hala da kürdlerin ulusallaşmasına karşı kullanmaktadırlar.

Newala Çoli MÖ 8000 yıl önce sular altıda kaldı. Bu imgeler, Karahan Tepe, Xirabreşkê'deki (Göbeklitepe'deki) örneklerle benzerlik taşıyor. 

 

 

 

 

ASIL AMAÇ !!

 



BARAJLAR POLİTİKASININ İLK VE BAŞ HEDEFİ KÜRD TARİHİNİ (Neolitik Dönem Tarihini) GÖMMEKTİ: Yani kürd ulusal bilinc'nin oluşmasında temel rol oynayan kürd tarihini yok ederek kürdlerin ulusal bilinçlenmesinin önünü almak.

Sonra da Kürdistan'ı kendisinin yapabilmek !!!

İlinci amaçta kürdleri suni tabiat faciaları yoluyla telef edip bitirmek. Bu muazzam işgalci, ırkçı-faşist projeyle tabiatın dengesini bozan türk devleti, suların yığıldığı bölgede tabii kütle ve ağırlık dengesinin değişmesi ve bozulması neticesinde fay çatlaklığını ve hatta fay kırılmasını sağlamak için bu projede ısrar etti. İstediği şekilde ve tam yıkamadığı Kürdistan'ı, istediği şekilde ve tam katledemediği kürd halkını bu şekilde suni olarak yaratılan bir doğal afetle tam katletmeyi planlıyor.

 

 

Diyarbekir Çayönü Höyüğü'nden 5 bin yıllık sandık mezar çıktı

Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde neolitik devrin izlerini taşıyan Çayönü Höyüğü, arkeolojik kazılarla tarihe ışık tutmaya devam ediyor. Kazılarda sandık tipi mezarlık içerisinde pişmiş, farklı formlarda estetik kaplar bulundu.

 

Diyarbekir'ın Ergani ilçesinde neolitik devrin izlerini taşıyan Çayönü Höyüğü, kazı çalışmalarıyla tarihe ışık tutuyor. Göçebelikten yerleşik yaşama ilk geçilen yer olarak bilinen ve tarıma ilk başlanılan yerler arasında bulunan içinde 400'den fazla bireye ait kemik ve kafatasının depolandığı 'Kafataslı Yapı', mozaikli yapı 'Terrazo Binasının' gün ışığına çıkarıldığı höyük, günümüzden yaklaşık 10 bin yıl önceye tarihlenmesiyle dünya uygarlık tarihi için de büyük önem taşıyor. 1964 yılında başlatılan ve 24 yıl ara verilen ve 24 yıl aranın ardından 4 yıl önce yeniden başlanan arkeolojik kazılar, Prof. Dr. Aslı Erim Özdoğan'ın başkanlığında devam ediyor. Kazı sahasında incelemede bulunan Diyarbakır valisi Münir Karaloğlu, Mehmet Mehdi Eker ve Ebubekir Bal, DTSO Başkanı Mehmet Kaya, yeni bulunan sandık tipi mezarda incelemelerde bulundu. 17.09.2021

 

 

 

 

 

 

ARKEOLOGLARI HEYECANLANDIRDI

Arkeolojik kazı alanındaki incelemelerin ardından basın mensuplarına açıklamada bulunan Diyarbakır Valisi Münir Karaloğlu, kazı alanında bulunan sandık tipi mezarın kendilerini heyecanlandırdığını ve kazı çalışmalarının devam etmesiyle yeni müjdeler çıkacağını ifade etti. Vali Karaloğlu, "Çayönü Höyüğü insanoğlunun yeryüzünde ilklerinin yaşandığı bir bölge. İnsanoğlunun göçebe hayattan yerleşik hayata, kültürel tarıma Çayönü'nde geçtiği ve Çayönü Höyüğü madencilik tarihinde önemli bir yerde. İlk defa bakır madeninin sıcak ve soğuk olarak işlendiği, dericiliğin belki ilk defa yapıldığı bölgedir Çayönü. Özellikle insanlığın yerleşik hayata geçmesi bakımından çok önemli bir yer. İnşaat teknolojisinin de tarihsel temellerinin bulunduğu bir bölgede hocamız bu sene yeni bir müjde verdi. Dedi ki sandık tipi bir mezar açtık. Çayönü'nü 3 bin yıl daha bugüne yaklaştırdık. Bizler de heyecanlandık, geldik gördük. İçerisinde pişmiş farklı formlarda çok ince, zarif, estetik kapların bulundu. İçerisinde ne olduğunu henüz bilmiyoruz. Açıldığında onları da öğreneceğiz. Bizim bütün amacımız, Diyarbakır'ı tarihiyle, kültürüyle, medeniyet değerleriyle hak ettiği şekilde tekrar insanlığın gündemine taşımak istiyoruz" diye konuştu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KARALOĞLU: GÖÇEBE HAYATTAN YERLEŞİK HAYATA GEÇİLEN YER

Diyarbakır milletvekilleri Mehmet Mehdi Eker ve Oya Eronat ile birlikte kazı alanında incelemelerde bulunan Vali Münir Karaloğlu da insanoğlunun göçebe hayattan yerleşik hayata Çayönü’nde geçtiğini söyledi. Bulunan mezar içinde pişmiş ve farklı formlarda kapların bulunduğunu aktaran Vali Karaloğlu, şöyle konuştu:

* İnsanoğlu, göçebe hayattan yerleşik hayata burada geçti. İnsanoğlu ilk kez gıda üretimine, kültürel tarıma, buğdayın arpanın kültürel olarak ilk defa işlendiği yer yine bu bölge; Çayönü, Diyarbakır ile çevresi ve dolayısıyla Mezopotamya.

* Madenciliğin tarihi bakımından da ilk defa bakırın maden olarak sıcak ve soğuk olarak işlendiği, dericiliğin ilk defa yapıldığı bölgedir Çayönü.

* Çayönü, insanlığın gerçekten yeryüzü macerası bakımından, özellikle göçebe hayattan yerleşik hayata geçmesi bakımından çok önemli bir yer.

* İnşaat teknolojisinin tarihsel temellerinin bulunduğu bir bölge aynı zamanda.

*Burada kazı başkanı hocam bir müjde verdi, dedi ki ‘Sandık tipi bir mezar açtık ve Çayönü’nü 3 bin yıl daha yaklaştırdık’.

* Biz de heyecanlandık, geldik, gördük; içinde pişmiş ve farklı formlarda kapların bulunduğu, çok ince, zarif, estetik kapların olduğu bir mezar.

* İçinde şu anda ne olduğunu bilmiyoruz, hocamız açtıkça onları da öğreneceğiz ama bölge için önemli bir bulgu.

* Bizim bütün amacımız, Diyarbakır’ı tarihiyle kültürüyle medeniyet değerleriyle hak ettiği şekilde tekrar insanlığın gündemine taşımak istiyoruz.

 

 

 

Den 10 TUSENÅRIGA NEWALA CORE-folket i historiska Kurdistan (Erxeni/Diyarbekir)..

-- Det var precis DEM som gick över från jägar- och samlarlivet till det bofasta samhällslivet. De första husen, de första byarna byggdes sisådär för 10 tusen år sedan. Man har nu i dagarna hittat nya lämningar av en historisk kultur som är en fortsättning av den bland vetenskapskretsar världsberömda NEWALA CORE arkeologiska fyndplatsen i Kurdistan.

Denna gång är fynden så pass gammalt att turkarna inte kan lätt tillskriva fynden till något annat mesopotamiskt folkslag än kurderna. Fyndet är så pass gammalt då de folkslagen som vi idag känner till hade inte ens hunnits att bildas/formas än.

De invaderade turkarna är alltid ivriga med att tillskriva sig själv de arkeologiska fynden i Kurdistan. Detta kommer från deras vilja att med hjälp av falska historietillskrivningar kunna göra Kurdistan till ett turkiskt land. Turkarna saknar ett hemland. Man tillskriver varje arkeologiska fynd till sig själv, även om det var bara för några få hundra år sedan kom turkarna från centrala Asiens obördiga stepp och slätter till det bördiga Kurdistan och till grekiska västra Anatolien när de flydde torka och svält.

Ett sansationellt arkeologiskt fynd som är gjort en stenkast från NEWALA CORE är det otroliga 13 tusen år gamla fyndplatsen i Göbeklitepe/urfa i Norra Kurdistan binder bevisligen kurderna till det pre-historiska Kurdistan. Inte mindre än en DNA-analys på generna från den nyligen hittade mänskliga kraniet i det 13 tusen år gamla fyndplatsen Göbeklitepe: "MOTSVARAR den lokala befolkningens DNA"!!

Det är därför påstår forskaren Ferdinand Hennerbichler om kurdernas ursprung med följande påstående: "kurderna är det äldsta folket i Mesopotamien sedan den tidigast spårbara början finns de där". Inte långt ifrån fakta eftersom området som vetenskapen kallar det för Den bördiga guld halvmånen (The Golden Fertile Crescent) där odling av väster och tämjande av djur började för första gången i historien är historiska Kurdistans innersta kärnområde som också NEWALA CORE ligger i (Källa tidskriften Science 1997.11.14).

Kurderna håller fram tills våra dagar sin ursprungliga livstil levande som jordbrukare och djurhållare levande. Den svenske författaren Carl-Elof Svenning skriver i ämnet som följande 1964: ''Den bördiga halvmånens område har sedan gammalt varit berömt för sin textilindustri. ”Innan sidenet kom från Kina och bomullen från Indien, vävarna från detta område har haft ett ständigt behov av ull, och ull kom från de ’kurdiska’ fåren. I främre Asiens städer hade man också behov av det ’kurdiska’ fårköttet. Så spelade kurderna en viktig roll i Främre Asiens ekonomiska liv – som dess djuruppfödare. Den rollen torde de tidigt ha kommit att spela. Det var kanske de som införde hästen hos assyrierna en gång. Och hästen uppföder de i viss mån fortfarande''.

Kurdernas förfäder gutierna (2500 fKr) var jordbrukare. Detta är beskrivet i deras namn: Gu (oxe) ti (man) det vill säga mannen med oxe. De höll onekligen ständigt med jordbruk och odling för att bli kallad så.

Det historieomdanande prehistoriska templet Göbeklitepe uppskattas vara minst 13 tusen år gammalt ligger mycket nära NEWALA CORE. Göbeklitepe är den äldsta byggnaden människor nånsin byggde - långt innan människan blev bofast.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Nevala Çorê

Urfa ilinin Hilvan ilçesine bagli Gülusağı mahallesinin hemen kuzeybatısında bulunan bir höyüktür. Höyük, türk baraj gölü suları altında kalmadan önce Fırat'ın bir kolu olan Kantara Deresi'nin iki yanında yer almaktaydı.

Dere höyüğü ikiye bölmüş durumdadır. Yerleşme, derenin doğu yakasında 90x40 metre boyutlarında, batı yakasında ise daha küçük bir alandır. Bu yerleşmelerden büyük olanı (doğu) Nevala Çorê I, batı taraftaki ise Nevala Çorê II olarak adlandırılmaktadır.

Yerleşmenin arkeolojik olarak en önemli tabakaları beş yapı katı olarak izlenen, Nevala Çorê I olarak tanımlanan kesimdeki Çanak Çömleksiz Neolitik Çag tabakalarıdır. Bu tabakalarda yürütülen kazı çalısmaları ve buluntular üzerinde yapılan analizler, Nevala Çorê neolitik halkının esas olarak avcı - toplayıcı yaşam tarzını sürdürmekle birlikte, tarım ve hayvancılık yaptığını ortaya koymaktadır.

Ortaya çıkarılan mimari kalıntılar ise Orta Fırat Havzası'nın Erken Neolitiği hakkında önemli bilgiler vermiştir. Özellikle, Göbekli Tepe, Urfa – Yeni Mahalle, Karahan, Sefer Tepe, Hamzan Tepe ve Taşlı Tepe gibi arkeolojik alanlarda benzerleri görülen T biçimli sütunların yer aldığı kült binası önemli bir keşif olmuştur.

Zaze M.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kotê Berçem. (Çay Önü Ergani) - Amerikalı prof Mr James Braidwood (ayakta, kır saçlı), Diyarbekir sömürge valisi Ali Riza Yardanakul (kravatlı).
Ana rahminde olduğu gibi ayakları karınşarına doğru çekilmiş durumda gömülü bulunan insan mezarının başında. Foto: Mihemed Mercan

 

 

 

 

 

 

 

Kotê Berçem. (Çay Önü Ergani) - Kotê Berçem. (Çay Önü) - Amerikalı prof Mr James Braidwood (ayakta, kır saçlı),
Diyarbekir sömürge valisi Ali Riza Yardanakul (kravatlı).
Ana rahminde olduğu gibi ayakları karınşarına doğru çekilmiş durumda gömülü bulunan insan mezarının başında.
Foto: Mihemed Mercan Foto: Mihemed Mercan


Dikkat ederseniz kürd millî bilncinin oluşmasının önünü almak için kürd tarihini yok etmek amacıyla
işgalci türk devleti bu alanı da Heskîf ve diğer çay önü kültürü olan kürd tarihi sitelerini 1960'lardan bu yana
baraj projeleri uygulayarak sular altında bırakarak yok ediyor.

 

Dünyada ilk mozaik
Çayönü’de kullanıldı

Çayönü kazılarında çok ilginç bulgular elde edildi.
· Onbin yıl ö,nce insanlar mimari yapılaşmayı biliyorlardı.
· İnsanlar ölen çocukları tıpkı ana rahmindeki gibi, ayakları karınlarına çekik gömüyorlardı.Bu şekilde gömülü 155 çocuğun iskeleti bulundu.
· Onbin yıl önce Çayönü’de evlerin tabanlarına mozaik döşeniyordu.

-------------------------------

Bölgemizde, tarihe damgasını vurmuş ören yerleri arasında Ergani ilçesi yakınındaki ÇAYÖNÜ höyüğünün önemli yeri vardır.
Mezopotamya’nın bereketli topraklarının bir ucunda yer alan ÇAYÖNÜ, Zülküf Dağı’nın eteklerinde uzayıp giden Ergani ovasında ve ilçeye 7 kilometreuzaklıktadır.

ÇAYÖNÜ de, Mezopotamya’daki diğer medeniyetler gibi bir akarsuyun kenarında, Boğazçay deresinin kuzeyinde kurulmuştur.
Günümüzden en az 10 bin yıl önce, mağaralarda ilkel bir yaşam süren, ya da göçebe yaşayan insanların dünyada ilk kez düze inip yerleşik yaşama geçtikleri ve tarım yaptıkları yer olduğu kanıtlanan ÇAYÖNÜ bölgesinde 1960’lı yıllarda yapılan bilimsel kazı ve araştırmalarda ilginç ve önemli bulgular elde edildi.

Çayönü Höyüğü ile yakınındaki Hilar köyündeki antik çağdan kalma mağaralar ve kaya mezarlarının varlığı aslında çok önceden, yüz yıl öncesinden biliniyordu.

1900’lü yılların başında bölgeyi gezen Amerikalı coğrafyacı Elswort Huntington Hilar’daki kaya mezarlarını görmüş ve bunların Hititler döneminden kalma olduğunu öne sürmüştü.

Sonrasında 1946 yılında Türk Tarih Kurumu adına bölgede geniş bir araştırma yapan İ. Kılıç KÖKTEN, Geyik İstasyonu ile Hilar köyü arasında çakmaktaşı tabakalarına rastlamış, ayrıca da bölgede Orta Paleolotik döneme ait bir açık hava yerleşiminin varlığını da saptamıştı.
Ne var ki, İ. Kılıç Kökten’in araştırmaları öylece kalakaldı…
1963 yılına kadar.

Ne garip, 1900’lü yıllarda bu bölgeye dikkat çeken Amerikalı Huntington’dan 63 yıl sonra yine bir Amerikalı gelerek kazıları başlattı…
Bu araştırma ve kazılar sonrasında da Çayönü bölgesinin, göçebe ve mağara insanlarının ilk yerleşik düzene geçip tarım yaptıkları yer olarak tarihe geçti…

İstanbul Üniversitesi ve Şikago Üniversitesi işbirliği ile Hilar Köyü karşısındaki Çayönü höyüğünde başlatılan kazılarda 10 bin yıl önceki insanların, mimari yapılaşmayı öğrendiklerine, bir başka deyişle medeniyete adım attıklarına dair önemli bulgular ve belgeler elde edildi.
İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Halet Çambelile Şikago Üniversitesi’nden Prof. Dr. Robert J. Braidwood’un denetiminde yapılan kazılarda M.Ö. 3’ncü bine ait bir yerleşimin altında, en az 10 bin yıl öncesine ait bir başka köy yeri bulundu.

Gelişmiş bir mimariye sahip oldukları halde burada yaşayanlar henüz pişmiş toprak kap kullanmayı bilmiyor, ancak öğütme taşları, çakmak taşı, obsüdyen ve kemikten yapılmış çeşitli kesici ve delici aletleri kullanmayı biliyorlardı. Ayrıca burada bolca tahıl fosiline de rastlandı... Buradan elde edilen bazı buluntular Diyarbakır Müzesi’ne verildi. Bazıları da incelenmek üzere Amerika’ya götürüldü.

O yıllarda gazeteci olarak, zaman zaman Diyarbakır Valisi Ali Rıza Yaradanakul, Tarihçi yazar Dr. Şevket Beysanoğlu ile Diyarbakır’ı Tanıtma ve Turizm Derneği Başkanı Adil Tekin’le kazı yerine yaptığımız gezilerde, buradaki ekibi her seferinde yeni bir buluntunun sevinci ve heyecanı içinde buluyorduk.

Yıllar süren kazıların birinde bulunan taştan oyulmuş bir mezar, uzmanları çok heyecanlandırmıştı.

Bu mezarda küçük bir çocuğun iskeletinin tıpkı ana rahminde olduğu gibi, dizleri karnına doğru bükük olarak bulunması uzmanları şaşırtmış, ilkel denilebilecek bu insanların bir ceninin ana rahminde duruş şeklini nasıl bilebilecekleri geniş yankı bulmuş, uzun süre tartışılmıştı.

İLK MOZAİK

Bilim adamlarını şaşırtan bir başka buluntu da burada M.Ö. 6700 yıllarında yaşayan insanların yapılarının döşemelerinde bir tür mozaik kullandıkları oldu.

Taş döşemeli, kocaman taş duvar temelleri, kireç taşından yapılma, üst kısımları dikme taşlarla donatılmış bir yapının döşemesinin alacalı, pembe bir blokaj üzerine harca oturtulmuş ve yüzü sürtülerek perdahlanmış küçük taş parçacıklarından oluşan 7,50X9,50 metrelik bir tür mozaik ile karşılaşınca hayli şaşırmışlardı.

O güne kadar, mozaiklerin dünyada ilk kez Romalılar tarafından Atina’da kullanıldığı sanılıyordu.

Oysa burada elde edilen bulgularda insanların mozaiki dünyada ilk kez Diyarbakır’da ve Çayönü yerleşim yerinde kullandıkları kanıtlanmış oluyordu..
.
ÇAYÖNÜ, ÇATALHÖYÜKTEN ESKİ

ÇAYÖNÜ ile birlikte, Diyarbakır-Ergani yolu üzerindeki Girikhacıyan höyüğünde de araştırmalar yapan Prof. Dr. Halet ÇAMBEL, şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Kazı çalışmalarımızı Çayönü üzerine yoğunlaştırdığımızdan ne yazık ki Güneydoğu Anadolu’nun çok geniş alanlarını araştıramadık. Oysa buralarda Çayönü’nün çağdaşı, çok değişik buluntu topluluklarına sahip yerleşmelerin bulunması büyük bir olasılıktı.

Çayönü’ndeki kazılarda çoğu çakmak taşından, bir miktar obsidyenden yapılma yontma taş aletleri bulunmuş ve bol sayıda mikrolite rastlanmıştır. Murçlama ve aşındırma yöntemiyle bazalttan yapılmış öğütme ve ezgi taşları, havan elleri, perdahlı, perdahsız baltacıklar, kemik aletler, sert kütlelerden yahut mermerden yapılmış bezekli veya bezeksiz kap parçaları, bilezik, gerdançe, boncuk, kilden insan figürleri, çoğunlukla kadın ve hayvan heykelcikleri gibi çeşitli kalıntılar elde edildi...

Bitki kalıntıları arasında buğdayın ilkel bir türüne rastlanmış, koyun, domuz ve köpeğin evcilleştirildiği anlaşılmış, evcil keçinin var olduğuna dair izler bulunmuştur...”

Çayönü kazılarından önce, Anadolu’nun en eski yerleşim yerinin M.Ö. 7100-6300 yılları ile tarihlenen Konya’daki ÇATALHÖYÜKolduğu sanılıyordu.

Bilim adamlarınca Çayönü’ndeki yerleşimin M.Ö. 7250 yılına kadar uzandığı saptanınca, buranın EN ESKİ olduğu da böylece kanıtlanmış oldu.
Bu konuda bilim adamlarından Ufuk ESİN, Toplum ve Bilim Dergisi’nin 6 ve 7. sayılarında yazdığı bir makalede şöyle der;

“Şimdilik Çayönü, yalnız Anadolu’nun değil, bütün güneybatı Asya ve eski dünyada günümüzden 9 bin yılın başlarında ilk karma besin ekonomisini gerçekleştiren insan topluluklarının yaşadığı bir yer olarak uygarlık tarihindeki yerini almaktadır.”

TANRILARA KURBAN EDİLEN ÇOCUKLAR

İlki 1963 yılında başlayan ÇAYÖNÜ kazıları, aralıklı olarak 1980 sonuna kadar sürdü.

Her seferinde de ilginç sonuçlar alındı. İlginç buluntular ortaya çıkarıldı.
Bu buluntuların en ilginci, 1984 yılındaki kazılarda ortaya çıkarılan anıtsal bir binanın tabanı altında, toprağa gömülü yüzlerce insanın yanmış kafatası ve iskeletinin bulunması oldu.

Uzmanlar ilk bakışta buranın tanrıların gazabını dindirmek üzere insanları ateşe atarak kurban ettikleri bir tapınak olduğunu öne sürdüler ise de kesin bir yargıya hala varılmış değil.

1984 yılındaki bu kazılarda toplam 243 kafatası ve iskelet bulunmuştu..
Ankara’da 1986 yılında düzenlenen “Çayönü Kazıları” ile ilgili sempozyuma sunduğu bildiride bu konuda bilgi veren bilim adamı Metin ÖZBEK, bulunan kafatası ve iskeletlerin büyük bölümünün bebek yaştaki çocuklara ait olduğunu anlatırken şunları söylüyordu.

“Her cins ve yaştan toplam 243 insana ait iskelet kalıntısının gün ışığına çıkarıldığı Çayönü yerleşmesi, yakın doğunun en büyük NEOLOTİK topluluklarından sayılmaktadır.”

Bulunan iskeletlerin üç grupta incelendiğini anlatan Metin ÖZBEK şu bilgileri verdi.

Birinci grupta yanmış 72 kafatası var.

İkinci grupta 16 kişinin iskeleti olarak duruyor.

Üçüncü grupta ise, evlerin tabanı altında ayakları karınlarına çekik HOCKER pozisyonunda 155 kişinin iskeleti yer alıyor.

Kafatası ve iskeletlerin yapılan incelenmesinde Çayönü yerleşmesinde bebek yaştakilerin ölüm oranları hayli yüksektir. Bunların yüzde 48,6’sının doğumdan itibaren 5 yaşına gelmeden öldükleri anlaşılmaktadır.
Yetişkinlerde ortalama ölüm yaşı 30,9’dur. 50 yaşını geçmiş olanların sayısı ise sadece 2’dir..:

Bilim adamları, 1984 kazılarında ortaya çıkarılan bu binanın Neolotik Çağ kafatası kültü ile ilgili olarak bu güne dek Önasya’da gün ışığına çıkarılan en büyük anıtsal yapı olduğunu öne sürüyorlar.

Kuşkusuz Mezopotamya’da Çayönü değerinde daha pek çok yöremiz var. Zaman zaman yapılan araştırmalarda, kazılarda önemli buluntular ortaya çıkarılıyor.

Örneğin, 1988 yılında kazıları başlatılan Göksu Çayı yakınındaki Üçtepe Höyüğünde, Bismil’de Batman Çayı kenarındaki Demirköy höyüğünde, Batman’ın Kozluk ilçesi yakınındaki Hallençemi höyüğünde, Yakın zamanda Harran’da ortaya çıkarılan gemişi 11 bin yıl öncesine varan Göbeklitepe ile yine yakın zamanda kazı ve araştırmaların başlatıldığı Çınar İlçesi yakınındaki Kale-i Zerzevan’da bölgemiz, Mezopotamya tarihine ışık tutan çok önemli bulgular elde ediliyor…

Yine de bu araştırmaların yeterli olduğu söylenemez
Ve artık bölgemiz üniversiteleri harekete geçmeli bu alana yoğunlaşmalılar.

M. Mercan

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tarihi Kürdistan MÖ 7500

 

 

 

HISTRORICAL RUINS OF KURDISTAN

 

OLDEST TEMPEL OF THE WORLD

 

KARAHAN TEPE

GIRÊ FILLA





Foundation For Kurdish Library & Museum