BELGENAME - VII
Documents
Please don't be offended by the Truth

Home  |  Destpêk  |  Ana Sayfa

 

 

 

Lindsey Graham

Hürmetle yad ediyoruz

nuridersimi

ABD senatörü Lindsey Graham'ın ofisi, 11 Temmuz 2026 gecesi ani bir rahatsızlık sonucu hayatını kaybettiğini açıkladı. Ön otopsi bulgularına göre ölüm nedeni, damar sertliğine bağlı gelişen aort diseksiyonu (ana atardamar yırtılması) olarak bildirildi.

 

Lindsey Graham

Hürmetle yad ediyoruz

 

Ocak 2026'da HTŞ ve işgalci islamo-faşist türk devleti güdümlü cihatçı güruhların Halep ile Rojava Kürtlerine yönelik gerçekleştirdiği soykırım teşebbüsünü, oluşturduğu diplomatik baskıyla engelleyen Lindsey Graham 71 yaşında vefat etti.

ABD Senatörü Lindsey Graham, özellikle Ocak 2026'da Suriye'de yaşanan kritik kırılma anında, Rojava Kürtlerinin güvenliği ve geleceği açısından Washington'daki en kritik figürlerden biri haline gelmiştir. Beşar Esad rejiminin devrilmesinin ardından, Ahmed el-Şara liderliğindeki yeni geçici Suriye hükümeti ve Türkiye destekli cihadist grupların (HTS dahil) Demokratik Suriye Güçleri'ne (DSG) yönelik başlattığı geniş çaplı askeri harekat karşısında Graham'in attığı adımlar, bölgedeki dengeleri doğrudan etkilemiştir.

Rojava Kürtleri için Lindsey Graham’in önemini ve oynadığı kritik rolü gösteren kilit meseleler ve yönler şu şekilde özetlenebilir:

1. "Save the Kurds Act" (Kürtleri Kurtarma Yasası) Girişimi
Ocak 2026'da cihadist grupların ve yeni Suriye yönetiminin DSG kontrolündeki bölgelere yönelik saldırılarını tırmandırması üzerine Lindsey Graham, Senatör Richard Blumenthal ile birlikte "Save the Kurds Act" yasa tasarısını kongreye sunmuştur. Bu yasa tasarısı:
Rojava Kürtlerine karşı düşmanca faaliyetlerde bulunan veya saldırı başlatan herhangi bir hükümete ya da gruba karşı "kemik kıran" (crippling) ağır yaptırımlar uygulanmasını öngörmektedir.
Yeni Suriye hükümetinin ve cihadist yapıların operasyonlarını caydırmak adına ABD Senatosunun yasal ve ekonomik gücünü bir kalkan olarak öne sürmüştür.

2. Diplomatik Caydırıcılık ve Askeri Saldırıların Geciktirilmesi

Graham, cihadist grupların Rojava Kürtlerine yönelik harekatlarının bir "soykırım riskine" veya kitlesel bir tasfiyeye dönüşmesini engellemek için doğrudan siyasi baskı kurmuştur. Yaptırım tehditleri:
Suriye ve müttefiki olan grupların Kobani ve diğer kritik Kürt enklavlarına yönelik topyekûn bir saldırı başlatmasını erteletmiş ve diplomatik bir fren mekanizması oluşturmuştur.

Suriye'nin yeni yönetimisine açık bir uyarı göndererek, "Kürtlere saldırmanın ABD ile ilişkileri kalıcı olarak koparacağı" mesajını net bir şekilde ileterek Rojava Kürtlerinin üzerindeki askeri baskıyı hafifletmiştir.

3. "Sadık Müttefik" Vurgusu ve DEAŞ ile Mücadele Mirası

Graham, Washington'da Kürtlerin savunuculuğunu yaparken sürekli olarak tarihsel arka plana vurgu yapmıştır. DEAŞ hilafetinin yıkılmasında en ağır bedeli Rojava Kürtlerinin (DSG unsurlarının) ödediğini hatırlatarak, Kürtleri yarı yolda bırakmanın "ABD'nin itibarı ve ulusal güvenliği için bir felaket olacağını" savunmuştur. Bu söylem, ABD kamuoyunda ve Kongre'de Kürtlere yönelik iki partili (bipartisan) desteğin konsolide edilmesinde kilit rol oynamıştır.

4. Bölgesel Dengeleri ve Terör Tehdidini Kontrol Altında Tutma

Graham'in müdahaleleri sadece insani boyutta kalmamış, aynı zamanda stratejik bir güvenlik zeminine dayanmıştır. Rojava Kürtlerinin zayıflatılmasının bölgedeki DEAŞ hapishanelerinin kontrolünü riske atacağını ve terör örgütünün yeniden canlanmasına (resurgence) yol açacağını savunmuştur. Ayrıca yasa tasarısıyla Hay'at Tahrir al-Sham (HTS) gibi grupların Yabancı Terör Örgütü (FTO) statüsünün korunmasını ve pekiştirilmesini sağlayarak Rojava Kürtlerinin güvenliğini dolaylı olarak sağlama almayı amaçlamıştır.

Özetle Lindsey Graham, Ocak 2026'da Suriye'de güç dengelerinin altüst olduğu ve cihadist yapıların doğrudan Rojava Kürtlerini hedef aldığı en riskli dönemde, ABD devlet mekanizmasını harekete geçirerek Kürtlere yönelik soykırımsal bir askeri felaketin önüne geçen siyasi bariyer görevi görmüştür. Kürt siyasi aktörleri ve halkı için Graham; Washington'da kriz anlarında seslerini duyuran, yaptırım gücünü bir caydırıcılık silahı olarak kullanabilen en güçlü figürlerden biridir.

AKTARAN: Sidar Sebastian Serdaridis

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TURKEY HARBORS HAMAS AND ISIS TERRORISTS!!!! —

TURKEY HAMAS ISIS ISLAMISM = STATE TERRORISM




Turkey has repeatedly faced accusations from world leaders, including Angela Merkel, François Hollande, Emmanuel Macron and Donald Trump, as well as from independent human rights organizations, of providing a permissive environment for individuals and networks linked to Islamist extremist and terrorist organizations.

Its relationship with HAMAS, along with allegations concerning ISIS-linked individuals and networks operating in or through Turkey, has drawn strong international criticism and concern.

Turkey’s alleged role as a supporter, protector, or SAFE HAVEN FOR ISLAMIST TERRORIST ORGANIZATIONS must be condemned and stoppet.

Such support, protection, or tolerance must be stopped, regardless of political interests or alliances.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

"Nefretin Gözleri"

1933 yılı Alman Propaganda Bakanı Josef Goebbels Cenevre'de bir konferansa davet edilir.

Life dergisi foto muhabiri Alfred Eisenstadt da oradadır ve Goebbels'i fotoğraflamaya başlar.

Bakan, uyumludur, gülümsüyor ve hatta Eisenstadt'a birlikte çalışmayı teklif ediyordur.

O esnada 2 Nazi, Alman bakana yaklaşır ve kulağına fotoğrafçının bir Yahudi olduğunu fısıldar.

İlerleyen yıllarda dünyanın en iyi fotoğrafçılarından biri olacak olan Eisenstadt, bakanın gözünde 'bir Yahudi' olduğu o anı ölümsüzleştirir.

Bu Fotoğraf "Nefretin Gözleri" olarak anılır...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Karol Brzozowski’nun kaleme aldığı bu metin, 1869 yılında Bağdat’tan başlayarak Kürdistan’a uzanan yolculuğundan izlenimler sunmaktadır.
Yazar, Bağdat’ın doğal güzelliklerini, çok renkli nüfusunu ve tarihî dokusunu canlı tasvirlerle anlatmaktadır.
Metinde ayrıca şehrin eski ihtişamıyla 19. yüzyıldaki görünümü arasındaki çarpıcı tezat ele alınmaktadır.
Bu bölüm, yazarın Bağdat’tan Süleymaniye’ye doğru çıkacağı topoğrafya ve orman araştırması gezisinin başlangıcını aktarmaktadır.

''KÜRDİSTAN’DAN HATIRALAR

1869 yılının mayıs ayının ilk günlerinde Bağdat halkının neredeyse tamamı, Sultan Abdülaziz’in geniş yetkilerle İstanbul’dan Irak’a (Mezopotamya’ya) vali olarak gönderdiği Mithat Paşa’nın şehre girişini görmek için büyük “Kışla Meydanı”na akın etmişti.

Avrupa ve Asya Türkiyesi’nde on altı yıl boyunca durmadan dolaştığım için artık hem Doğu’nun topoğrafik yapısına hem de doğanın buradaki ayrıcalıklı ülkelere giydirdiği görkemli örtüye oldukça alışmıştım. Bu ülkelerin birbirinden farklı halklarını, onların kıyafetlerini ve geleneklerini de tanımıştım. Buna rağmen şehrin ve onun yüzlerce renge bürünmüş halkının görünümü üzerimde güçlü ve hayranlık uyandırıcı bir etki bıraktı. Bu canlı ve hareketli insan kalabalığı, ince ve uzun palmiyelerle çevrili, heybetli Dicle’nin kollarıyla yarılmış ovanın üzerinde dalgalanıyordu. Boğaziçi’nden sonra […]

[…] beklentilerimin aksine hüzünlü, hatta neredeyse iç karartıcı bir izlenim bıraktı. Bir zamanlar ihtişamlarıyla Batı’da bile ün salmış halifelerin saraylarından geriye hiçbir şey kalmamıştı. Bu sarayların nerede bulunduğunu kimse gösteremiyordu. Dicle’nin sağ kıyısında bulunan küçük bir eski duvar yıkıntısının, sözüm ona Binbir Gece Masalları’nda anlatılan Harun Reşid’in sarayı olduğu söyleniyordu. Ancak birçok bakımdan bu kalıntı, günümüzde aktarılan rivayetin doğru olduğunu kanıtlamaktan uzaktı.

Şehir, nehir tarafından dışarıdan bakıldığında olağanüstü ve kendine özgü güzelliğiyle insanı etkiliyordu. Fakat görkemli, yeşil palmiye kapılarından içeri girip sürekli kıvrılan ve yön değiştiren sokakların arasında kalan kişiye çok daha hüzünlü görünüyordu. Sokaklar o kadar dardı ki yük taşıyan iki deve çoğu zaman yan yana geçemiyordu.

Bağdat’ta hiçbir tanıdığım yoktu. Sıcaklar da başlamıştı. Bu nedenle Mithat Paşa’nın beni, en azından gökten yağan kavurucu sıcağın karla serinletilebildiği, dorukları karlarla kaplı dağlara gönderen emrini sevinçle karşıladım. Topoğrafya ve ormancılık araştırma gezime, İran sınırına yakın bir şehir olan Süleymaniye’den başlayacaktım […]''

 

KAROL BRZOZOWSKI

WSPOMNIENIE Z KURDYSTANU

W pierwszych dniach maja 1869 r. cała prawie ludność Bagdadu wyroiła się na wielki „plac Kwarterny”, aby widzieć wjazd Midhata paszy, którego sułtan Abdul-Aziz jako Walego Iraku (Mezopotamii) z szerokiem pełnomocnictwem przysłał z Konstantynopola. Chociaż przez szesnaście lat ciągłego ruchu po Turcyi europejskiej i azyatyckiej oswojony już dosyć byłem i z ustrojem topograficznym Wschodu i z pyszną szatą, którą rzuca przyroda na tu uprzywilejowane kraje; chociaż zapoznałem się już był z różnorodną ich ludnością, z jej ubiorem i zwyczajami, — to jednak widok miasta i tej jego ludności stubarwnej, żywą, ruchliwą falą kołyszącej się na równinie, obrzeżonej smukłemi palmami, przeciętej nurtami majestatycznego Tygru, silne, zdumiewające wywarł na mnie wrażenie. Po Bosforze […]

[…] oczekiwaniu i smutne, prawie przygnębiające wywarł na mnie wrażenie. Z owych przepychem, nawet na zachodzie słynnych pałaców Kalifów nic zgoła nie pozostało; gdzie one stały nikt wskazać nie umie, bo mała kupka gruzów starego muru nad prawym brzegiem Tygru, gdzie niby to miał być ów z tysiąca i jednej nocy pałac Al-Raszydów, z wielu względów nie przemawia za tem, żeby niniejsze podanie miało być prawdziwem.

Same miasto z zewnątrz od strony rzeki widziane, uderza niezwykłą oryginalną pięknością, ale tem smutniejszem musi każdemu się wydać, kto przez pyszne zielone palmowe wrota wjechawszy, znajdzie się nagle w krętych, łamiących się co chwila ulicach, a tak wązkich, że często dwa juczne wielbłądy wyminąć się nie mogą.

Znajomych w Bagdadzie nie miałem; poczynały się już upały, wesoło więc odebrałem rozkaz Midhata, który mnie rzucał na góry o śnieżnych grzbietach, gdzie przynajmniej żar z nieba padający jest czem gasić. Miałem moją wyprawę topograficzno-leśną zacząć od Suleimanii, miasta niedaleko granicy perskiej leżącego […]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Abdul Ballout

We strongly condemn the Islamo-fascist TURK, ARAB & PERSIAN JIHADIST TERROR & HORROR in Berlin 24.07.2026

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1782 yilina aät bu tarihî metin, Kürdistan’ın yerli halkı olan kürdlerin toplumsal ve siyasal konumunu anlatmaktadır.
Fırat’ın kaynaklarına kadar uzanan bölgelerde hayvancılıkla yaşayan kürdlerin bağımsız tutumuna dikkat çekmektedir.
Metin, kürdlerin ne türkleri ne de farsları hükümdarları olarak tanıdıklarını açıkça belirtmektedir.

Halep’e gelince; Kürdistan’ın (Asur’un) yerli halkı olan ve sürüleriyle birlikte Fırat’ın kaynaklarına kadar dolaşan kürdler, tüccarlara neredeyse araplar kadar çok güçlük çıkarmakta; çeşitli bahanelerle kervanlardan sık sık para almaktadırlar.

Bu kürdler ne türkleri ne de farsları hükümdarları olarak tanırlar. Saldırıya uğradıklarında ise dağlarına çekilirler. Bu iki güçten hiçbiri, kürdleri tamamen hâkimiyeti altına almak için uğraşmaya değer görmemektedir.

* ) “Asur” kelimesi bilgisizlikten dolayı kullanılmıştır.

Aleppo; but the Curdes or natives of Curdistan (Assyria)* rambling about with their flocks and herds, as far as the sources of the Euphrates, are almost as troublesome to the merchants as the Arabs, frequently extorting money from the caravans on one pretence or other. These Curdes acknowledge neither the Turks nor Persians for their sovereigns; but retire, when attacked, to their mountains. Neither of these powers think it worth their while to make an entire conquest of them.

* ) The word “Assyria” was used out of ignorance.

 

Evet, kaynağı tespit ettim:

Eserin uzun adı şöyledir:

The New Universal Geographical Grammar: Wherein the Situation and Extent of the Several Countries are Laid Down According to the Most Exact Geographical Observations, and the History of All the Different Kingdoms of the World is Interspersed…

Türkçeye yaklaşık olarak şöyle çevrilebilir:

Yeni Evrensel Coğrafya Bilgisi: Çeşitli Ülkelerin Konumlarının ve Sınırlarının En Kesin Coğrafi Gözlemlere Göre Belirlendiği ve Dünyadaki Farklı Krallıkların Tarihlerinin Anlatıldığı Eser

Dolayısıyla metnin kaynak gösterimi şu şekilde yazılabilir:

Thomas Salmon ve James Tytler, The New Universal Geographical Grammar, 2. baskı, Edinburgh: J. Spottiswood, 1782.

Önemli bir ayrıntı: Thomas Salmon 1767’de öldüğü için 1782 baskısı onun ölümünden sonra yayımlanmıştır. Bu baskıyı güncelleyen ve genişleten kişi James Tytler’dir. Kitabın 1782 tarihli nüshası New York Halk Kütüphanesi koleksiyonundan dijitalleştirilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kürdçe, Dünyanın En Fazla Kelimeye Sahip olan 9. Dili Olarak Gösterildi

Kürd dili kürdçe türkçe gibi uydurukça denilen çakma bir dille mukayese edilmeyecek kadar kadim ve köklü olduğu gibi, zengin bir dildir de. Çünkü medeniyetin ilk geliştiği topraklarda medeniyet ile birlikte gelişmiş dünyanın en eski dillerinden biridir. Bundan 30 yıl önce kürdçe'nin medeniyetle birlikte doğup geliştiği konusundan yapılan bilimsel bir araştırmanın sonucu Nature Dergisi (Autumn 2003)'nde yayınlanmıştı.

Dünyanın en büyük dijital sözlüğü Wikipedia‘nın verilerine göre Kürdçe an itibariyle 721599 kelime ile dünyanın en fazla kelimeye sahip 9. dili oldu.

Bu listede TIRRIKÇE ise 334473 kelime ile 20. sırada yer alıyor. ZIMANÊ KURDÎ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Don't Travel to JIHADIST-TERRORIST STATE Turkey!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Serçeleri Öldürmek Çin'de Nasıl Kıtlığa Yol Açtı?

Carl Seaver



26 Nisan 2022

Dünya gezegeni; yaşamı sürdürmek için uyum içinde çalışan milyarlarca türden oluşan, karmaşık ve hassas bir yerdir. Ancak tıpkı çok ortaklı senkronize bir dans gibi, tek bir dansçının bile ritmi kaçırması durumunda tüm performans paramparça olabilir. Aynı durum doğada bulunan pek çok ekosistemin tamamı için de geçerlidir.

Bir ekosistemden tek bir bitki veya hayvan çıkarılırsa, doğal döngünün tüm dengesi altüst olabilir. Serçe gibi görünüşte önemsiz bir hayvanın ortadan kaldırılması bile vahim ekolojik sonuçlar doğurabilir. Ne yazık ki tarih boyunca insanlığın bu temel yaşam ilkesine kulak asmadığı ve acı sonuçlarla yüzleştiği pek çok an yaşanmıştır.

Dört Haşere

Çin'in Devrimci Lideri, Mao Zedong

Mao Zedong, bir köylü çiftçinin oğluydu ve genç yaşlarından itibaren anti-emperyalist bir asi olmuştu. Gençliğinin çoğunu devrimle iç içe geçirdi; Marksizm ve Leninizm'i erkenden benimseyenlerden biriydi.

Mao, Çin kırsalındaki köylüler ve işçiler arasında isyan ateşini körüklemesiyle tanınırdı. Daha sonra iktidara geldiğinde, Çin halkı için büyük kentsel ve tarımsal reformları harekete geçirdi. 1949 yılında Çin Halk Cumhuriyeti'nin ilk Başkanı oldu. Başkan Mao; onlarca yıldır süregelen iç karışıklıklarla boğuşan, dünyanın en kalabalık ülkesi Çin'i komünizme taşıdı.

Devlet Başkanı olarak Mao Zedong, halkına yarım asır süren Komünist Devrim boyunca liderlik etmişti. Hedefi, emperyalizmi tarihe gömmek ve komünist yönetim altında vaat edilen refahı getirmekti.

Büyük İleri Atılım

1958'den 1962'ye kadar Çin Halk Cumhuriyeti, "Büyük İleri Atılım" ya da diğer adıyla "İkinci Beş Yıllık Plan" olarak bilinen bir girişimin öncülüğünü yaptı. Çin Komünist Partisi bu ekonomik ve sosyal kampanyayı hayata geçirdi. Büyük İleri Atılım, 1953 ile 1976 yılları arasında Çin ekonomisinin küçüldüğü iki dönemden biriydi.

Hareketin temel amaçları tahıl rekoltesini artırmak ve sanayiyi kırsala taşımaktı. Bu dönemde kırsal kesimdeki insanlar üzerinde sosyal baskı ve halka açık yargılama seansları (mücadele toplantıları) yoluyla kısıtlamalar uygulandı. Başkan Mao'nun Büyük İleri Atılım sırasında attığı ilk adımlardan biri "Dört Haşere Kampanyası" oldu.

Dört Haşere

Dört Haşere Kampanyası, ülkedeki salgın hastalıklara yol açan dört temel zararlıyı ortadan kaldırarak hastalıkların yayılmasını önlemenin bir yolu olarak görülüyordu. Bu hijyen kampanyası sivrisinekleri, kemirgenleri, sinekleri ve serçeleri hedef alıyordu.

İlk üçünün hastalık yaydığı bilinirken, serçeler ülkenin tahılını tükettikleri şüphesiyle hedef tahtasına oturtulmuştu. Bu durum, değerli gıda arzının üretimini artırmaya odaklanmış olan Çin hükümeti için işleri zorlaştırıyordu. 1959 yılında, Çin vatandaşlarının serçeleri hedef alma eylemine katılımını zorunlu kılan bir yasa hızla yürürlüğe girdi.

Ülkenin dört bir yanında insanlar, serçelerin yuvalarında dinlenmesini engellemek için tencereleri ve tavaları birbirine vurdu. Yuvalar yok edildi ve görülen her kuş öldürüldü; böylece hayvanlar doğal yaşam alanlarından koparak daha güvenli bölgeler aramak zorunda bırakıldı.

Pekin'deki Polonya Büyükelçiliği bu türe yönelik sürek avına katılmayı reddederek, geriye kalan serçeler için bir sığınak haline geldi. Kuşların koruyucusu rolünü üstlenen Polonyalılar, elçiliğe girişleri engelledi ancak bu durum Çinlileri çabalarından alıkoymadı.

Elçiliğin etrafını saran ve iki gün boyunca aralıksız davul çalan kitle yüzünden, serçeler elçilik duvarları içinde bitkinlikten öldü. Polonyalı personel, elçilik bahçesindeki ölü serçeleri küreklerle temizlediklerini aktardı.

Başkan Mao Zedong'a göre Dört Haşere kampanyası son derece verimli işliyordu. Mao, serçe başına yıllık dört kilo pirinç tasarrufu sağladığına ve böylece ülkeyi kurtardığına ikna olmuştu. Oysa bunun yerine, pirinç mahsulleri için çok daha yıkıcı bir ekolojik felakete zemin hazırlamıştı.

Dünya genelindeki serçeler, ürünlere zarar veren çekirgeler de dahil olmak üzere pek çok böceğin doğal avcısıdır. Çekirgeler Mao Zedong'un haşere listesinde yer almıyordu; çünkü serçeler onları tahılla birlikte tüketiyor ve böcek popülasyonunu dengede tutuyordu. Serçelerin kendi ekosistemindeki avcı rolünden çıkarılması, çok geçmeden Çin için yıkıcı bir hal alacaktı.

Büyük Kıtlık

Bir yıl içinde, Büyük İleri Atılım'ın diğer müreffeh sosyal değişim vaatlerinin yanında beklendiği gibi performans göstermediği anlaşıldı. Başkan Mao'nun sert yönetimi altında, pirinç üretimi çevresinde büyük bir yozlaşma ve ekolojik tahribat meydana geldi ve bu durum 15 ila 55 milyon insanın ölümüne yol açtı. İş gücünün mahsul hasadından çelik üretimine ve inşaata kaydırılması, gıda kaynaklarının tarlalarda çürümeye terk edilmesi anlamına geliyordu.

Şiddetli kuraklık ve sel dönemlerinin büyük zorluklara yol açmasıyla birlikte, aşırı hava koşulları da tüm ülkeyi etkisi altına almaya başlamıştı. Bu esnada serçelerin nesli tükenme noktasına gelmişti.

1960 yılına gelindiğinde çekirgeler pirinç tarlalarını istila ederek gıda arzını kısıtladı ve Çin halkı için büyük bir kıtlığı tetikledi. Çin'in o hassas ekosistemi bozulmuştu ve bunun sonuçları dünyanın en kalabalık ülkesi için çok ağır oldu.

Çin Halk Cumhuriyeti, bu ekolojik bozulmayı durdurabilmek için Sovyetler Birliği'nden 250.000 serçe ithal etmek zorunda kaldı. Serçelerin ekosisteme başarılı bir şekilde yeniden kazandırılmasının ardından, kuşlar çekirge popülasyonunu kontrol altına alarak mahsullerin yok olmasını engelledi. Serçelere karşı yürütülen kampanya ise daha sonra yerini tahtakurularını ortadan kaldırma hedefine bıraktı.

Serçeleri Öldürmek Milyonları Öldürdü

Ortalama bir akıllı telefondan daha hafif olan bir kuşun, tarihin en yıkıcı kıtlığının katalizörü (tetikleyicisi) olduğunu düşünmek inanılmazdır. Yine de Mao önemsiz gördüğü haşereleri ortadan kaldırmaya çalışırken, serçenin hayati önemi gözden kaçırılmıştı.

1950'lerin sonlarında Çin, 650 milyonluk bir nüfusa sahipti. Büyük Çin Kıtlığı süresince Çin, 15 milyondan fazla insanını kaybetti. Tıpkı bir makinenin dönen dişlileri gibi, Dünya'nın ekosistemi de tüm unsurları uyum içinde çalışmadığı sürece gelişip serpilemez. İnsanoğlu tarih boyunca doğa ananın bu karmaşık dengelerine karşı defalarca cahilce yenik düşmüştür.

Bir ekosistem ne zaman sekteye uğratılsa, bundan doğrudan insanlar etkilenir. Herhangi bir bitki veya hayvan türünün azlığı ya da aşırı bolluğu, o ekosistemin başarısını ve geleceğini belirler.

DAHA SONRA NE OLDU? KITLIK NASIL BAŞLADI?

Serçelerin kitlesel olarak yok edilmesinin ardından Çin’deki ekolojik denge kısa sürede bozuldu. Serçeler bir miktar tahıl tüketmekle birlikte, tarım ürünlerine zarar veren çok sayıda böcekle de besleniyordu. Serçe sayısının hızla azalmasıyla çekirgeler ve diğer tarım zararlıları, en önemli doğal düşmanlarından birini kaybederek süratle çoğalmaya başladı.

Dev çekirge sürüleri tarlaları istila ederek ürünlerin büyük bir bölümünü yok etti. Serçeleri ortadan kaldırmanın tahıl üretimini artıracağı düşünülmüştü; ancak sonuç tam tersi oldu: Ürün kaybı daha da arttı ve tarımsal üretim ağır zarar gördü. Çin hükûmeti daha sonra bu hatanın farkına vararak serçeyi “Dört Zararlı” listesinden çıkardı ve onun yerine tahtakurusunu listeye ekledi.

Bazı kaynaklara göre Çin, ekolojik dengeyi yeniden kurabilmek için Sovyetler Birliği’nden serçe ithal etmek zorunda bile kaldı. Ancak ekosistemde meydana gelen hasarın kısa sürede giderilmesi mümkün değildi.

Bununla birlikte, Çin’deki Büyük Kıtlık yalnızca serçelerin yok edilmesinden kaynaklanmadı. “Büyük İleri Atılım” döneminde uygulanan yanlış tarım politikaları, tahıl üretiminin gerçeğin üzerinde gösterilmesi, devletin aşırı miktarda tahıl toplaması, kırsal kesimdeki iş gücünün çelik üretimi gibi projelere yönlendirilmesi ve bazı bölgelerde yaşanan kuraklıklarla seller de gıda sıkıntısını daha da ağırlaştırdı.

Yerel yöneticiler, üst makamlarca belirlenen üretim hedeflerine ulaşmış görünmek için tahıl miktarını çoğu zaman olduğundan yüksek gösteriyordu. Devlet de bu gerçek dışı rakamlara dayanarak tahıl topladığı için birçok kırsal bölgede köylülerin tüketebileceği neredeyse hiç yiyecek kalmıyordu. Bazı bölgelerde şiddetli açlık baş göstermiş olsa bile korku ve siyasi baskı nedeniyle gerçek durum çoğu zaman üst makamlara zamanında bildirilemiyordu.

Çin, 1959 ile 1961 yılları arasında modern tarihinin en ağır kıtlıklarından birini yaşadı. On milyonlarca insan açlık, yetersiz beslenme ve bunlara bağlı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetti. Kesin ölüm sayısına ilişkin araştırmalarda farklı rakamlar verilse de bu felaketin son derece ağır can kayıplarına yol açtığı konusunda hiçbir kuşku yoktur.

Serçelerin yok edilmesi bu büyük kıtlığın tek nedeni değildi; ancak ekolojik dengenin bozulmasına, zararlı böceklerin çoğalmasına ve tarımsal üretimin azalmasına yol açan önemli etkenlerden biriydi. Bu tarihsel olay, ekosistemde önemsizmiş gibi görünen tek bir hayvan türünün bile son derece önemli bir işlev üstlenebileceğini açıkça göstermektedir. İnsanların bilimsel araştırmalara dayanmadan doğaya hoyratça müdahale etmeleri, öngörülemeyen ve son derece ağır sonuçlara yol açabilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İngiliz arşivlerinden önemli bir belge
— Belgede şu konular işlenmiştir:


* Tarih: Belge 22 Haziran 1920 tarihlidir.
* Gönderen: Belge, Konstantinopolis’teki (İstanbul) Amiral de Robeck’in İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na (Lord Curzon’a) gönderdiği bir İngiliz telgrafı/raporudur.
* İçerik: Raporda, Bedirhan ailesinin iki üyesinin, tüm aile adına bir dilekçe sunduğu belirtilmektedir.
* Dilekçede, Djezire (Cizîr/Cizre) kasabası ve çevresinin Suriye’ye dahil edilmesi protesto edilmektedir.
* Bölgenin tamamen kürdler tarafından meskûn olduğu ifade edilmektedir.
* Ayrıca bölgenin, özerk bir Kürdistan’a veya Kuzey Musul bölgesine bağlanması talep edilmektedir. Böylece bölge halkının ileride Sevr Antlaşması’nın 64. maddesinden yararlanarak bağımsız bir Kürdistan kurulması imkânından faydalanabilmesi amaçlanmaktadır.

22 Haziran 1920 tarihli bu İngiliz raporunda, Bedirhan ailesinin iki üyesinin, tüm aile adına bir dilekçe sunduğu belirtilmektedir. Dilekçede, Djezire (Cizîr/Cizre) kasabası ve çevresinin Suriye’ye dahil edilmesi protesto edilmekte; bölgenin tamamen kürdler tarafından meskûn olduğu vurgulanmaktadır. Ayrıca bölgenin özerk bir Kürdistan’a veya Kuzey Musul bölgesine bağlanması talep edilmekte, böylece bölge halkının ileride Sevr Antlaşması’nın 64. maddesine dayanarak bağımsız bir Kürdistan kurulmasına yönelik haktan yararlanabilmesi amaçlanmaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

”Aşk, kesinlikle kendini ait hissetme duygusunun, hayatını dizayn etmesine koşulsuz izin vermektir...” diyor değerli T. T.

AŞK-SEVGİ BÜYÜKTÜR AMA NE YAZIK Kİ EBEDİ DEĞİLDİR
—- Aşk, sevgi çok büyük bir şeydir ama aşk insanî bir fenomen olduğu için küçüktür ve fanidir. Çünkü insan ne yazık ki koca evren'de hiçbir şeydir. Aşk insan hayatı, insan için önemlidir ama evren için değil. İnsanla birlikte insanın aşkı da kayboluyor. En hayıflandığımız şey; hayatta en güzel şey olan aşkın bu tasviri resimde görüldüğü gibi zamanla sanki hiç yaşanmamış gibi yok olup, yitip gitmesidir, kaybolmasıdır, “yalan” olmasıdır. Keşke anneme, babama, çocuklarıma, kardeşlerime, bacılarıma, sevgilime, akrabalarıma, insanlarıma olan bu büyük aşkım evren'in küçük bir köşesinde bir yerde yadigar olarak kalabilseydi, diye düşünüyor adam. Aman yazıkki kalmayacak, SANKİ HİÇ YAŞANMAMIŞ GİBİ ZAMAN TARAFINDAN SİLİNİP YOK EDİLECEKTİR! Bu nedenle çok haksız derecede kısa olan hayatın (aşkın) kıymetini bilmek lazımdır. Aşkı (kendi hayatını) boş şeyler uğruna harcamamak gerekir. Aşk sensin. Sen yok olduğunda aşkın da yok olacaktır. O yarın hiç yaşanmamış bir yalan gibi olacaktır. Bitmeden, sönmeden duy, gör, işit, kokla, tat, ye, yaşa aşkı.. yarın yoktur o.
Ama bütün bunları yaparken karşındaki insanların haklarını çiğnemeden yap..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



Kurd, yûnan û ermen li hevberî dewleta tırrrık a dagîrker û îslamo-faşîst

— Serokên kurda XAÎN in, bo serxwebûna kurda tênakoşin, lê bo tevlîbûna dewleta tirk a dagîrker û îslamo-faşîst têdikoşin.

XAPO VEKIRÎ DIBÊJE ''Herin tevlî dewleta tirka'' bibin.
Barzanî û Talabanî jî çûn Washîngton'ê ji George Bush Jr re gotin: ''Em dixwazin tevlî dewleta tirka bibin''!!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KATIKSIZ SEVGİ MEZARLIĞI: DÜNYA VE EVREN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DEWLETA DAGÎRKER A ÎSLAMO-FAŞÎST ÎRAN,
-- Her roj 20 xortên kurd darvedike da ku qirra kurda bîne!
HEMÎ SEROKÊN KURD KU DOSTÊ ÎRANÊ NE, XAÎN IN.

 

 

 

 

 

 

 

Bu son günlerde Mesud Barzanî bir söyleşisinde yine AĞLAMAKLI bir şekilde:
-- ''Sizden ricam benim ölümümden sonra Güney Kürdistan'ın statüsünü koruyun!'' Demiş!!!!

Sayın Barzanî! Ağlamakla bu iş olmuyor! Bunu 2005'te senle Fırıldak Talabanî Bağdat'a gidip Irak Arab Ulusal Meclisi Asli Üyeliği sıfatıyla işgalci islamo-faşist Irak arab devleti'ni yeniden kurduğunuz gün düşünseydin!

O zaman sizin bu tavrınız kürd yurtseverleri tarafından eleştirildi ama siz bu eleştirilere hiç kulak asmayıp yine bu bildiğinizi yaptınız.

Ne ekersen onu biçersin!

Ne yazıkki en büyük zararı yine mazlum kürd halkı gördü. Şimdi kürd halkına hesap vermenin zamanıdır.

Söyle bakalım! Nasıl hesap vereceksin?

05.08.2026

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bestiality In Muslim Turkey!

İşgalci islamo-faşist Türkiye'de hayvanların ırzına geçiyorlar hatta analarının, bacıklarının ve çocuklarının ırzına geçtikleri de oluyor. Zaman zaman gazetelerde de çıkıyor
bu tür haberler. Çünkü islamist türk toplumunda NORMAL kadın-erkek ilişkileri TABULAŞTIRILDIĞINDAN CİNSEL İLİŞKİ İHTİYACI KAFALARINA VURUYOR
erkeklerin

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Saygıdeğer Nizamettin Ariç
GELMİŞ-GEÇMİŞ EN BÜYÜK HAİN XAPO'yu çizmeye devam ediyor:

 

 

 

Rojava Kürdistan'ındaki özerkliği, efendileri işgalci türkelrle birlikte fesh ettiren Xapo

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Hiç kimse kendinden fazlasını göremez. Bununla demek istediğim şudur: Herkes başkasında ancak kendisi olabildiği kadarını görür, çünkü onu ancak kendi zekası ölçüsünde kavrayabilir ve anlayabilir.
Eğer bu zeka en alt düzeydeyse en büyük ruhsal yetenekler bile onun üzerinde hiçbir etki yapmaz; o yeteneklerin sahibinde zihinsel düzeydeki en aşağılık niteliklerden, yani karakterin zayıflıklarından, mizah ve mizaç kusurlarından başkasını göremez. Zira karşısındakini oluşturan şey, tamamen kendi zihinsel yetersizliğinden ve eksikliğinden ibarettir.
En yüksek nitelikli zihinler bile, zekadan yoksun birisi için tamamen yok sayılır; bir budala, bir dahide ancak kendi sınırlarını görür. Dolayısıyla insan başkasıyla iletişim kurarken her zaman kendi düzeyine iner; çünkü insanın sahip olmadığı bir şeyi kavraması ve takdir etmesi imkansızdır. Herkes kendisiyle aynı kumaştan olanı sever ve anlar.”

Arthur Schopenhauer,

Parerga ve Paralipomena, İnsanın Başkalarıyla İlişkisi Üzerine

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hain-İslambaz Güney kürd liderleri, Amerika'nın ve İsrail'in sunduğu bütün siyasi imkanları, erebê reş'lerin (siyah arabların) taşaklarını okşamak sevdası yüzünden tamamen heba ettiler:
____________
Central Intelligence Agency - CIA
War Zone Service Kurdistan
Amerika'nın ''Kürdistan Savaş Malülleri İçin Hizmetleri'

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KÜRD TARİHİNDE ÜÇ TRUVA ATI:

Abdullah Cevdet, Ziya Gökalp ve hainlerin haini Abdullah Öcalan; namıdiğer: Xaîn Xapo 1 — Abdullah Cevdet, “tırrık ırkını güçlendirmek için Avrupa’dan damızlık erkek getirelim.” diyordu.

2 — Ziya Gökalp, “Uygarlaşmak için tırrık olmak lazımdır.” diyordu.

3 — Abdullah Öcalan (Xaîn Xapo) ise kürd ulusuna, işgalci islamo-faşist tırrık'lerin kimliği altında tırrıkleşmek gibi en aşağılık kölelik biçimini telkin ediyor.

 


“TERÖRSÜZ TÜRKİYE” DEĞİL; DEVLET TERÖRÜNDEN, İŞGALDEN, İLHAKTAN, İNKARDAN, TALANDAN VE İMHADAN ARINDIRILMIŞ BAĞIMSIZ ÖZGÜR KÜRDİSTAN!

-- Her halkın kendi bağımsız ulusal devleti içinde, kendi geleceğini özgürce belirleme hakkı vardır. Hiçbir halk işkenceye, baskıya ve ayrımcılığa maruz bırakılamaz; herkesin yaşam, özgürlük, ulusal kimlik ve ana dil hakları uluslararası hukuk tarafından korunur.

Terörsüz Türkiye değil — TERÖRSÜZ KÜRDİSTAN! Çünkü kürdler ve Kürdistan, yüz yılı aşkın bir süredir işgalci-ilhakçı, islamo-faşist terörist türk devletinin büyük ve yoğun bir devlet terörü saldırısı altındadır.

— BU HAMUR DAHA ÇOOOOOOOK SU ÇEKECEKTİR.

Darı ambarında (Kürdistan’da) olduğunu rüyasında gören aç tavuk (işgalci-ilhakçı, islamo-faşist TIRRIK DEVLETİ) şunu çok iyi bil:
— KÜRDİSTAN SANA ASLA YEM OLMAYACAKTIR! Al Xaîn XAPO’nu ve diğer hainleri tepetakla kullan ama Kürdistan’da sana yem YOK! Kürdistan sana yar OLMAYACAKTIR.

Kürdistan adı üzerinde olduğu gibi kürdlerin ülkesidir. Hiçbir zaman Türkiye'nin olmayacaktır. Zaten Türkiye, Türkiye değildir ki. Türkiye dediğiniz yer DOĞU YUNANİSTAN'dır (Anataolya'dır). Geldiğiniz yere, Orta Asya'ya marş-marş!!

————

MİLLİ DAYANIŞMA VE TOPLUMSAL BÜTÜNLEŞMENİN GÜÇLENDİRİLMESİNE DAİR KANUN TEKLİFİ

Amaç ve kapsam

MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesidir.

(2) Bu Kanun hükümleri, PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsar.

Tanımlar

MADDE 2- (1) Bu Kanunda geçen;

a) Örgüt: PKK/KCK terör örgütünü ve bağlı bütün oluşumlarını,

b) Kurul: Bu Kanunun 7 nci maddesi uyarınca oluşturulacak Kurulu,

ifade eder.

Soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi

MADDE 3- (1) Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hariç olmak üzere, 1 inci madde kapsamına giren ve üst sınırı 15 yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar beş yıl, 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar on yıl süreyle ertelenir. Erteleme süresi içinde dava zamanaşımı işlemez. Bu suçlarla ilgili dosya ve suçun ispatına yarayan deliller, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresince muhafaza edilir. Müsadereye konu eşya ve malvarlığı değerleri hakkında erteleme kararıyla birlikte tasfiye kararı verilir ve Hazineye irat kaydedilir. Karar, kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlara tebliğ edilir. Kararda başvuru ve itiraz hakkı ile süresi ve mercii gösterilir.

(2) Birinci fıkra uyarınca Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlara karşı kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlar iki hafta içinde sulh ceza hâkimliğine başvurabilir. Birinci fıkra uyarınca kovuşturmanın ertelenmesine ilişkin mahkeme tarafından verilen kararlara karşı da iki hafta içinde itiraz edilebilir.

(3) Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş olup da 1 inci madde kapsamına giren suçlardan dolayı bu tarihten sonra başlatılacak soruşturmaların yapılması, Kurulun iznine bağlıdır.

Koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar

MADDE 4- (1) 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hâkim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirilir ve koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verilir.

(2) 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verilir.

Erteleme kararlarının kaydedilmesi ve yeniden suç işlenmesi

MADDE 5- (1) 3 üncü madde uyarınca verilen erteleme kararları, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, ikinci fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilir.

(2) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunur. Mahkûmiyet halinde verilen cezanın infazı, 6 ncı madde uyarınca ertelenmez ve mahkûmiyet hükümlerinin tüm sonuçları doğar. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde kovuşturma yapılmasına yer olmadığı veya düşme kararı verilir.

Mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi

MADDE 6- (1) Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkûm olanlar ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar hariç olmak üzere, 1 inci madde kapsamına giren suçlardan;

a) Toplam onbeş yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı beş yıl süreyle,

b) Toplam onbeş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı on yıl süreyle,

infaz hâkiminin kararıyla ertelenir. Bu fıkranın uygulanması, müsadere kararlarının yerine getirilmesini engellemez. Erteleme süresi içinde ceza zamanaşımı işlemez.

(2) Birinci fıkra uyarınca infaz hâkimi tarafından verilen erteleme kararlarına karşı itiraz edilebilir.

(3) Birinci fıkra uyarınca verilen erteleme kararları, 5 inci maddenin birinci fıkrasına göre oluşturulan sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, dördüncü fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilir.

(4) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hâkimi tarafından erteleme kararı kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verilir. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılır. Erteleme kararlarının takibi Cumhuriyet başsavcılıklarınca yapılır.

Takip, koordinasyon ve uygulama

MADDE 7- (1) Bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi; Kanunun Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden müteşekkil Kurul tarafından yapılır. İhtiyaç halinde Kurul tarafından; alt komisyonlar oluşturulabilir, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişiler Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilir.

(2) Kurul tarafından, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabilir.

(3) 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben bu Kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda; örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirme yapılabilir. Kurulun gerekli görmesi halinde adlî, idarî ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunulur.

(4) Bu Kanun uyarınca verilen erteleme kararları, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirilir ve gerekli görülmesi halinde;

a) Soruşturma ve kovuşturmalar nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, sulh ceza hâkimliğinden veya mahkemesinden,

b) Mahkûmiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, infaz hâkimliğinden,

Kurul tarafından talep edilir. Talep hakkında ilgili mercii tarafından karar verilir. Bu kararlara karşı itiraz edilebilir. Bu fıkranın (b) bendi uyarınca talepte bulunabilmesi için beş yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren iki yıl, on yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise üç yıl geçmiş olması gerekir.

(5) Kurul, çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini düzenli olarak bilgilendirir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulur. İzleme Komisyonu, bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izler ve tavsiyelerde bulunabilir.

(6) Kurulun sekretarya hizmetleri Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirilir.

Silah ve malzeme teslimi

MADDE 8- (1) Bu Kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme kayıt altına alınır.

(2) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirlenir.

Süre

MADDE 9- (1) Bu Kanun hükümleri, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben altı ay içinde bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yazılı olarak bildirenlere uygulanır.

Görev ve sorumluluk

MADDE 10- (1) Bu Kanun kapsamında verilen görevler, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirilir.

(2) Bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğu doğmaz.

Yürürlük

MADDE 11- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 12- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

17 Mayıs 1929 tarihli iki türk ''Kürd İmha Etme'' Belgesi

 

 

İşgalci islamo-faşist tırrık devletinin kürd düşmanı sistemli programlarına bir örnek daha:

İkinci belgede açıkça şu ifadeler yer alıyor:

“Kürtleri iktisaden zayıf düşürmek.”
YANİ KÜRDLERİ EKONOMİK OLARAK ÇÖKERTMEK!!!



 

Ayrıca:

“Nahiye teşkilatının tevsii, Kürtçe bilmez nahiye müdürleri tayini…”

Yani:

“Nahiye teşkilatının genişletilmesi, Kürtçe bilmeyen nahiye müdürlerinin tayin edilmesi…”

Bir başka bölümde ise:

“Alelumum mektep muallimlerinin Kürtçe bilmezlerden intihabı lazımdır.”

Yani:

“Genel olarak okul öğretmenlerinin Kürtçe bilmeyenler arasından seçilmesi gereklidir.”

İlk belge ise 17 Mayıs 1929 tarihlidir. Belgede, Birinci Umumi Müfettişlik ile Elaziz ve Bitlis vilayetlerinden gelen raporlardan söz edilmektedir. Dönemin Dahiliye Vekili Şükrü Kaya tarafından yazılan bölümde şu ifade okunuyor:

“Diğer vekâletlere mensup memurların garplı ve Türk olmalarının teminine emir buyurulmasını arz ve istirham eylerim efendim.”

Bunu günümüz türkçesiyle şöyle aktarabiliriz:

“Diğer bakanlıklara mensup memurların Batı bölgelerinden ve Türk olmalarının sağlanması için emir verilmesini arz ve rica ederim.”

Belgelere türkçe açıklama:

1929 tarihli resmî türk belgelerinde kürd halkına yönelik uygulanması öngörülen işgalci islamo-faşist tırrık devlet politikaları arasında “Kürtleri iktisaden zayıf düşürmek”, kürdçe bilmeyen nahiye müdürleri tayin etmek ve okul öğretmenlerini kürdçe bilmeyenler arasından seçmek gibi tedbirler açıkça yer almaktadır.

17 Mayıs 1929 tarihli diğer yazıda ise dönemin Dahiliye Vekili Şükrü Kaya, bölgeye gönderilecek diğer bakanlıklara mensup memurların “garplı ve Türk” olmalarının sağlanması için emir verilmesini talep etmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İsrail Millî Kütüphanesi:
“Nader’in Mektubu” (Nader’s Letter), kürd şair Almas Xan tarafından yazılmış, Nadir Şah’ın türkler ve afganlarla yaptığı savaşları konu alan kürdçe epik bir şiirdir.

Nadernâme / Nader’in Savaşnamesi (Jangnameh-ye Nader), kürd şair Almas Han Kanduleyî tarafından kaleme alınmış, Nadir Şah’ın savaşlarını ve askerî mücadelelerini konu alan yaklaşık 3.500 dizelik kürdçe (Goranî) epik bir eserdir. Eserin Almas Han’a ait olduğu akademik kaynaklarda da doğrulanmaktadır.

1885 yılında İbraniceye çevrilmiş bir tercüme

İlk İsrail Seferim: ilk-israil-seferim.htm

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SIRÛC: 1977:
''KURDA RA AZADÎ''
BAJARÊN KURDA (Sirûc):

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu eser genellikle “Flammarion Gravürü” olarak bilinir. İlk kez Camille Flammarion’un 1888 tarihli L’atmosphère: météorologie populaire adlı kitabında yayımlanmıştır. Sanatçısı kesin olarak bilinmemektedir. Görsel, gök kubbenin ardındaki evreni keşfetmeye çalışan bir yolcuyu simgeler. The Public Domain Review

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÜTÜN KÜRD LİDERLER ULUSAL-İHANETÇİ VE HAİNDİR


-- İşgalci TIRRIK devletinin arşiv materyallerinden biri daha:


23 Aralık 1938 tarihli bu belge, o dönemde Suriye’de bulunan kürd Milli Aşireti lideri İbrahim Paşa’nın oğlu Mahmut tarafından Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümü nedeniyle kaleme alınan taziye mektubunu içermektedir. Serê Kaniyê (''Resulayn'') sınır karakoluna teslim edilen mektupta tırrık devletine, hükûmetine ve tırrrk halkına başsağlığı dilekleri iletilmektedir.

Bu bir..
Şimdi sıra ikide, ikincide:

KÜRD LİDERLERİ kendi ulusal ve toplumsal değerlerine ve kürd halkının kaderini özgürce belirleme hakkına karşı böyle çirkince ihanetçi kılan tek şey; islam dini ideolojisi körlüğü ve budalalığıdır.

Kürd liderler kürd halkını hep ulusal teslimiyete ve ihanetçiliğe doğru sürüklemiştir. İşte bu belge de bunun böyle olduğunun bir ispatıdır.

Balkan devşirmesi ve en büyük kürd katili PİÇ MISTO kadar kürd halkının kanını döken çok az kişi var. Ama maalesef bu büyük katil celladın peşinden giden yığınla hain kürd liderler olmuştur. Tıpkı 2. büyük kürd katili olan Erdoğan islamo-faşist celladının partisine giren kürd aşiret liderleri gibi, Mir Dengir Firat vb adı kürd ama özü türkleşmiş kürd lidercikler..

İşgalci islamo-faşist tırrıklerın has uğağı olmuş sözde kürd lider Xapo ihaneti örneği, bütün kürd tarihindeki kürd lider ihanetinin toplamına eşdeğerdedir.

Kahrolsun ihanet
Yaşasın kürd ulusunun bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kitaplar Hayatı Neden Uzatır?
Yazan: Umberto Eco
LA NACION için – Roma, 1991


Çok değil, kısa süre önce atalarımızın, çivi yazılı tabletler kazımakla görevli becerikli kölelerinden sanki modern birer bilgisayarmış gibi söz etmelerini düşleyerek vakit geçirirdim. Eylenirdim eğlenmesine, ama şaka yapmıyordum. Bugün, hafızamızın yerini almaya hazırlanan yeni makineler karşısında insan zekasının geleceğinden kaygılanan yazıları okuduğumuzda, aradaki o aile benzerliğini hemen hissederiz. Konuyu biraz olsun bilen biri, Platon’un Phaidros diyaloğundaki o defalarca alıntılanmış pasajı hemen hatırlayacaktır: Hükümdar Firon, yazının mucidi Tanrı Toth’a kaygıyla sorar; acaba bu şeytani icat insanı hatırlamaktan, dolayısıyla düşünmekten aciz kılacak mıdır?
İlk kez bir tekerleğin yuvarlandığını gören kişi de aynı dehşetli tepkiyi hissetmiş olmalı: "Artık yürümeyi unutacağız" diye düşünmüş olmalıdır. Belki de o dönemin insanları, çöllerde ve bozkırlarda maratonlar koşmak konusunda bizden çok daha yetenekliydi; fakat o zamanlar erken yaşta ölüyorlardı, bugünse askerlikten muaf tutulurlardı. Bununla, hiçbir şey için endişelenmememiz gerektiğini, Çernobil’de çimenlerin üzerinde piknik yapmaya alışmış güzel ve sağlıklı bir insanlığa sahip olacağımızı söylemek istemiyorum; aksine yazı, nerede durmamız gerektiğini anlamamız hususunda bizi daha mahir kılmıştır ve nerede duracağını bilmeyen kişi, dört tekerlekli arabayla gezse bile cahilin tekidir.
Hafızayı kaydetmenin yeni yollarının yarattığı bu huzursuzluk öteden beri var olmuştur. Beş yüz ya da altı yüz yıldan fazla dayanamayacağı fikrini veren kötü kağıtlara basılmış kitaplar karşısında ve tıpkı Luthor’un Kitab-ı Mukaddes’i gibi bu metinlerin artık herkesin elinin altında olabileceği düşüncesiyle, ilk alıcılar sırf ilk harfleri elle tezhip ettirmek uğruna bir servet harcarlardı; sırf bu sayede hâlâ parşömen el yazmalarına sahip oldukları hissine kapılabilmek için. Bugün o minyatürlü yazmalar servet değerindedir; fakat işin aslı şu ki, basılı kitapların artık tezhip edilmeye ihtiyacı yoktu. Ne kazandık peki? İnsanoğlu yazının, matbaanın, elektronik hafızaların icadıyla ne kazandı?
Bir keresinde Valentino Bompiani şu sözü dolaşıma sokmuştu: "Okuyan bir insan, iki insana bedeldir." Bir yayıncının yürüttüğü bu mücadele belki sadece bir slogan gibi anlaşılabilir; ancak ben bunun, yazının (genel anlamda dilin) hayatı uzattığı anlamına geldiğini düşünüyorum. Türümüzün ilk anlamlı sesleri çıkarmaya başladığı zamanlardan beri ailelerin ve kabilelerin yaşlılara ihtiyacı vardı. Belki ilk başlarda işe yaramaz görülüp avlanma konusunda yetersiz kaldıklarında bir kenara atılıyorlardı. Ancak dille birlikte yaşlılar, türün hafızasına dönüştüler: Mağarada ateşin etrafında oturur, gençlerin doğumundan önce ne olup bittiğini (ya da ne söylendiğini —ki mitlerin işlevi budur) anlatırlardı. Bu toplumsal hafıza işlenmeye başlamadan önce insan, tecrübesiz doğar, yetişmeye vakit bulamadan ölürdü.
Sonrasında ise yirmi yaşındaki bir genç, sanki beş bin yıl yaşamış gibi oluyordu. Kendisi doğmadan önce gerçekleşen olaylar ve yaşlıların öğrendiği şeyler, onun da hafızasının bir parçası haline geliyordu.
Bugün kitaplar bizim yaşlılarımızdır. Farkında değiliz ama okuma yazma bilmeyen birine kıyasla zenginliğimiz şundan ibarettir: O sadece kendi hayatını yaşamaktadır ve yaşayacaktır; biz ise pek çok hayatı yaşadık. Çocukluk oyunlarımızın yanında çocukluğumuzu hatırlarız; aşık olduğumuzda kendi aşkımızın acısını çekeriz, ama aynı zamanda Pyramus ile Thisbe'ninkini de özümseriz; Solon’un bilgeliğinden bir pay alırız; Saint Helena’daki rüzgarlı geceler içimizi ürpertmiştir ve ninemizin bize anlattığı masalla birlikte Şehrazad’ın anlattığı masalı kendimize tekrarlar dururuz.
Bu durum birine, daha doğar doğmaz katlanılmaz derecede yaşlı olduğumuz izlenimini verebilir. Ancak çocukluğundan beri damar sertliğinden muzdarip olan ve Mart’ın On Beşinde (Idus de Marzo) ne olduğunu bilmeyen (çünkü bilmiyordur) cahil kişi çok daha bitkindir. Elbette bizler yalanları da hatırlıyor olabiliriz, ancak okumak ayırt etmeyi de öğretir. Başkalarının suçlarını bilmeyen cahil, kendi haklarını bile bilemez.
Kitap, bir hayat sigortasıdır; ölümsüzlüğün küçük bir önizlemesidir. Geriye doğru (ah!) ileriye doğru olduğundan daha çok bakar. Ama her şeye, tek bir anda sahip olunamaz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Bazı şeylere artık sabrım yok; kibirli biri haline geldiğimden değil, sadece hayatımda sevmediğim ya da beni inciten şeylerle daha fazla vakit kaybetmek istemediğim bir raddeye geldiğimden.

Sinizme, kıskançlığa, aşırı eleştiriye ve her türlü dayatmaya tahammülüm kalmadı. Hoşlanmadığım kişileri memnun etme, beni sevmeyenleri sevme ve bana gülümsemeyenlere gülümseme isteğimi kaybettim. Yalan söyleyen, beni veya başkalarını manipüle etmek isteyen kimse için artık tek bir dakikayı bile heba etmiyorum.
Mış gibi yapmalarla, riyakârlıkla, yüzeysellikle, sahtekarlıkla ve ucuz övgülerle yan yana yaşamamaya karar verdim. İşine geldiği gibi bilgici takılmayı ve akademik kibri artık tolere edemiyorum. Çatışmalara ve kıyaslamalara katlanamıyorum. Karşıtlıkların var olduğu bir dünyaya inanıyorum; bu yüzden katı ve esneklikten uzak insanlardan uzak duruyorum.”

Meryl Streep

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şükrü Gülmüş, “Sevgim Fırat Öfkem Ararat“ kitabında, Mardin ve çevresinde Apocu Hareket’in diğer Kürt ulusal hareketlerine karşı saldırgan ve provokatif tavırlarını şu cümlelerle ifade etmişti:

"Bu yerlerde zaman zaman küçük çaplı kavgalar olsa da genelde henüz ciddi bir sorun yoktu. O kavgaların bir sebebi olsa da bunun bizim arkadaşların sekter tutumlarından kaynaklandığı bir gerçekti. Çünkü bizde ne tartışma kültürü ne dayanışma kültürü ne de ikna kültürü vardı. Varsa yoksa bizim için şiddet vardı. Yumruklarımızı sıkar, her sorunu şiddetle çözmeye çalışırdık. O nedenle kavgaların çoğunda bizler haksız taraftık. Ee, birilerinin ortayı bulması gerekiyordu ki onu da genelde ben üzerime alıyor, araya girerek durumu düzeltmeye çalışıyordum. Çünkü bizler neredeyse her grupla sorunluyduk ve sanırım kavga etmediğimiz tek bir grup yoktu” (Cilt 2, Sayfa 122).

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Melkemotê kurda XAÎN XAPO

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bartolome dé Las Casas/ Kzılderililer NASIL YOK EDİLDİ?

1923'ten Gunümüze kadar T”C” Devletinin uygulamaları;
İspanyolların 16. yüzyılda Kızılderililere yaptiklarinın aynisıdır.
Ayni işgal ve imha politikasi, ayni siyasi ve ekonomik politika uygulanmıştır.
1923'ten itibaren T”C” Devleti Kürdistan'da Konkistadorlar olarak bulunmaktadır.
Matbaa icad edildikten yüzyıllar sonra Osmanlıya gelmiştir.
Osmanlınin matbaada bastirdığı ilk 10 kitaptan biri İSPANYOLLARIN AMERIKA KITASINDAKI UYGULAMALARIDİR.
-----------
Kapağını gördüğünüz bu kitabı alıp dikkatlica okuyunuz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



Ji serxwebûn û azadiyê rûmettir tiştek nîn e

Ho Chi Minh

 


“Bağımsızlık ve özgürlükten daha değerli hiçbir şey yoktur.”


Ho Chi Minh

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


“Vatikan topluluğu Trump ve Erdoğan'ın Güney Kürdistan legitim yönetimini tasfiye iştihası
taşıdığının farkında ve Avrupa'nın umumu ile aynı kaygıları paylaşmakla kalmayıp kürtlerle
dayanışmaya rehberlik ederek kendi kavlince alenileştirdi.
Teşekkürler Vatikan, teşekkürler Papa Hazretleri..”

K.F.D.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

July, 2026

BOMB ISLAMO-FASCIST IRAN AND FINISH THE JOB!

— IRAN IS HIDING ITS NUCLEAR WEAPONS FACILITIES DEEP BENEATH THE MOUNTAINS!

— IRAN IS A MAJOR THREAT TO CIVILIZATION!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Hafif acılar konuşulabilir; ama derin acılar dilsizdir!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TÜRKİYE'nin NATO silahlarıyla desteklenen ve Türkiye’nin nüfuz alanını genişleten İslamcı bir yapılanma pratiği var ortada!

BUNUN DURDURULMASI İÇİN DERHAL GEREKENİN YAPILMASI LAZIMDIR!

Trump GÖTTOŞ'U BUNU YAPMADI! AMA NETANYAHU YAPAR!

BU LE LE’dir, SIRADA LO LO VAR DAHA!


— İSRAİL İSLAMİST TERÖR İHRACATÇISI TÜRKİYE’yi DAHA ÇOK VURACAK, bundan 15 sene önce bugünün vuku bulacağı gözüküyordu.
— İSRAİL, TÜRKİYE’YE NET BİR SINIR ÇİZİYOR — VE ARTIK BİRİSİNİN BUNU YAPMASININ ZAMANI GELDİ:

Sekiz hava saldırısı. İdlib’de bir askerî hava üssü. Sıfır can kaybı. Ve yanlış anlaşılması mümkün olmayan bir mesaj: İsrail, islamist terör ihracatçısı Türkiye’nin Suriye’deki askerî varlığını daha da genişletmesine seyirci kalmayacak.

Türkiye, “egemenlik ihlali” diye tepki gösteriyor. Fakat Şam yönetimi, İsrail’in kendi güvenliği açısından tehdit saydığı yabancı bir askerî konuşlanmaya izin vermeye hazırlanıyorsa söz konusu egemenlik tartışması tek taraflı ele alınamaz. Başka bir ülkenin askerî güçlerine üs hazırlayan bir yönetimin, kendi egemenliğini ne ölçüde bağımsız kullanabildiği de ayrıca sorgulanmalıdır.

Peki siz türkler, yaklaşık kırk yıldır Irak’ın egemenlik sınırlarını ihlal ederek Kürdistan Bölgesi’ndeki köyleri, dağlık alanları ve sivil yerleşimlerin çevresini bombalarken Irak’ın egemenliği neredeydi? Türkiye, PKK’ye karşı mücadeleyi gerekçe göstererek özellikle Duhok, Zap, Metina, Avaşîn-Basyan, Gara, Hakurk ve Kandil bölgelerinde sayısız sınır ötesi hava ve kara harekatı gerçekleştirdi; Irak’ın egemenliği altındaki Kürdistan topraklarında askerî üsler, karakollar ve gözlem noktaları kurdu. Bu operasyonlar binlerce köyün boşaltılmasına, tarım ve hayvancılığın aksamasına, orman yangınlarına ve sivil can kayıplarına yol açtı. Dolayısıyla Ankara’nın başka ülkeleri “egemenlik ihlaliyle” suçlamadan önce, kendi ordusunun Irak Kürdistanı’ndaki uzun süreli askerî varlığını ve sınır ötesi saldırılarını açıklaması gerekir. Bir devletin güvenlik kaygıları, başka bir ülkenin topraklarında süresiz askerî hakimiyet kurmasına otomatik olarak meşruiyet kazandırmaz. Türkiye’nin sınır ötesi operasyonlarının uzun geçmişi ve yol açtığı hak ihlalleri uluslararası kuruluşlarca da belgelenmiştir. Uluslararası Kızılhaç Komitesi⁠, Human Rights Watch⁠

Netanyahu’nun açıklaması son derece açıktı: İsrail Türkiye önceden uyarılmıştı dedi. İsrail Savunma Bakanı Israel Katz da Erdoğan’ın ülkesini Suriye’de “tehlikeli maceralara” sürüklediğini ve bunun bedelinin türk topraklarında değil, Suriye topraklarında ödendiğini söyledi.

Yeterince yüksek sesle sorulmayan asıl soru şudur: Türkiye Suriye’de gerçekte ne istiyor? Ankara, Ahmed eş-Şara yönetimi altında “birleşik bir Suriye devleti” istediğini söylüyor. Fakat sahadaki gelişmeler, NATO silahlarıyla desteklenen ve Türkiye’nin nüfuz alanını genişleten İslamcı bir yapılanma pratiği var ortada.

İsrail bu modeli daha önce de gördü. İran, Suriye’de kalıcı bir askerî dayanak oluşturmaya çalıştı; İsrail buna yıllarca hava saldırılarıyla karşılık verdi. Şimdi islamist terör ihracatçısı Türkiye’nin de İsrail’in Suriye’de çizdiği güvenlik sınırlarını sınadığı anlaşılmaktadır. Aradaki fark, bu kez uyarının önceden ve açık biçimde yapılmış olmasıdır.

Kendi güvenlik kuşağını korumaya çalışan İsrail’i tek taraflı olarak saldırgan ilan etmek, meselenin yalnızca bir bölümünü görmektir. İsrail, tehditlerin sınırlarına kadar ulaşmasını beklemenin ağır sonuçlarını geçmiş deneyimlerinden öğrenmiştir.

18 Ağustos 2026’daki İsrail saldırısında Ebu Zuhur Üssü’nün pisti ve depo alanları vuruldu; can kaybı bildirilmedi. Üs İsrail sınırına değil, Türkiye sınırına yaklaşık 70–75 kilometre uzaklıktadır. İsrail, Türkiye’nin buraya asker konuşlandırmaya hazırlandığını gördü. Ankara ve Şam ise bu iddiayı reddetti.

20.08.2026

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu resmi birkaç gün önce paylaştık ama hiçkimse bu askerler KİMDİR diye bir soru sormadı bile!!
-- Çünkü kürdler uysal serokçu körlerdir. Bir serokun resmini gördüklerinde HEMEN secdeye dururlar. İşte bunu değiştirmemiz lazım. Serok kim olursa olsun HERZAMAN sorgulamamız lazım!

Musfata Barzani'nin popüler bir lider olmasının birçok sebepleri vardır. Örneğin yakaladığı düşman askerlerini işgalci islamo-faşist türkler arablar ve farslar gibi işkence edip öldürmemesi. Yoksa düşman askerleri neden onunla bir fotoğrafta poz vermek istesinler? Bu ıraklı arab askerlerler ya Barzani'nin esir aldığı ıraklı askerlerdir yada 11 Mart 1970 otonomi anlaşması günü anlaşma sevinciyle çekilmiş bir fotoğraftır. Yoksa bir kürd liderin sadece kendi askerleriyle poz vermesi etiktir, evladır.

Yoksa bir kürd liderinin sadece kendi askerleriyle poz vermesi evladır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sürekli İsrail'i suçlama hastalığı ve körlüğü

BM genel sekreteri Antonio Gûeterez

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sîxur XAPO’ya Barzani, Talabani ve Tırrıkiye NEDEN - NEDEN - NEDEN hep birlikte: “SAYIN ÖCALAN” diyor?
— Biraz düşünün!
— Bu en büyük KÜRD KANDIRMACASININ İÇİNDE: Barzani ve Talabani de vardır. Tırrıkiye’yle birlikte bu lanetli işi yürütüyorlar...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Evi dağılanın yurdu genişler.”

Latife Tekin

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1930 TARİHLİ tÜRK İÇİŞLERİ BAKANLIĞI BELGESİ ÜZERİNE


— Bu belge, TIRRIKİYE Cumhuriyeti Dahiliye Vekaleti Emniyet Umumiye Umum Müdürlüğü (iç işleri bakanlığı emniyet genel müdürlüğü) tarafından 5 Mayıs 1930 tarihinde hazırlanmış resmî bir tercümedir. Belge, Selanik’te yayımlanan Ermenice Arevelk gazetesinin 17 Nisan 1930 tarihli sayısında yer alan “Kürtlerin Hareketi” başlıklı yazının ilk bölümünün tırrkçeye çevrilmiş halini içermektedir.

Belgenin en dikkat çekici yönü, “Cumhuriyet” yönetiminin yalnızca ülke içindeki gelişmeleri değil, yurt dışında yayımlanan yabancı basını da yakından takip ettiğini göstermesidir. Özellikle Kürd özgürlük davasına ilişkin yayınların sistematik biçimde tercüme edildiğidir.

Metinde, Dersim başta olmak üzere Kürd Eyaletlerinde devam eden direniş hareketleri, işgalci türk devletinin uyguladığı mecburi iskan soykırım provaları ile kürdlere sınırlı bir özerklik verilmesine ilişkin çeşitli iddialar aktarılmaktadır. Bunlar doğrudan işgalci tırrık devletinin görüşü değil, Arevelk gazetesinde yayımlanan haber ve yorumların tercümesidir. Bu nedenle belge, dönemin siyasi tartışmalarını yansıtması bakımından önemlidir.

Araştırmacılar açısından bu belge, erken “Cumhuriyet” döneminde işgalci islamo-faşist TIRRIK devletinin Kürd Özgürlük meselesine ilişkin dış basını nasıl izlediğini ve hangi konuları stratejik önem taşıyan istihbarat bilgisi olarak değerlendirdiğini göstermesi bakımından önemli bir birincil kaynak niteliğindedir. Aynı zamanda, 1930’lu yıllarda uluslararası kamuoyunda Kürd Özgürlük Meselesinin nasıl ele alındığını anlamaya katkı sağlayan değerli tarihî belgeler arasında yer almaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Xaîn Xapo, arab ümmetinin kapısının gönüllü bekçisi Barzanî ve fırıldak Talabanî

Eğer Barzani gerçek bir kürd milliyetçisi olsaydı ve Xapo ve Talabani gibi sahte kürdçü olmasaydı, bundan 35 sene önce bağımsız bir kürd devleti kurulmuştu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TURKS DENYING ISRAEL’S EXISTENCE



The ISlamist Turkish foreign minister Hakan Fidan stands before a map depicting all of Israel as Palestine.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Boycott the INVADER ISLAMO-FASCIST TURKEY!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bunlar bir GARİBALDİ değil, kafaları (beyinleri) SARILI/ESİR HİLKAT-Î GARİBE’lerdir!
— Bunlardan millî hiçbir cacık çıkmaz.
— Israrla ve inatla İKİBAŞLILIK SUÇUNU işleyerek, kürd ulusallaşmasının önünü BİLEREK tıkıyorlar.
— İşgalcilerle şeffaf olmayan gizli kölelik antlaşmalarıyla bütün kürdi milli değerleri beş paraya satıyorlar.

Garibaldi İtalyan Ulus Devleti kurucusuydu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İşgalci islamo-faşist TIRROLARIN dronu, SuperPower İsrail’in yanında ÇOCUK OYUNCAĞI gibi
Powerful Military Drones Comparison

Bayraktar TB2 (TIRRIKİYE), Heron TP (Israel)

#MilitaryDrones #MilitaryTechnology #turkiyevsisrael

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TIRRIK DEVLETİNİN ARŞİV MATERYALLERİNDEN

14 Mayıs 1951 tarihli, TIRRIKİYE DEVLETİNİN Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanmış ve gizliliği daha sonra kaldırılmış bir rapor. Belgede, GÜNEY KÜRDİSTAN
daki kürd siyasi faaliyetleri ele alınmakta; Güney kürdlerinin halen büyük ölçüde aşiret reisleri ve yerel liderlerin etkisi altında bulunduğu, ancak komünist eğilimli kürd gençlerinin giderek güç kazandığı belirtilmektedir. Raporda, bu gençlerin bağımsız bir Kürdistan Devleti kurulabileceğine inandıkları ifade edilmekte; faaliyetlerin özellikle Erbil, Süleymaniye ve Koye çevresinde yoğunlaştığı, ayrıca Güney Kürdistan’daki kürd hareketlerinin Doğu Kürdistanı’ndaki faaliyetlerle yakın ilişki içinde olduğu jurnallenmektedir. Belgede ayrıca Sovyetler Birliği, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nin kürd davasına yönelik yaklaşımlarına ilişkin dönemin tırrık diplomatik değerlendirmelerine de yer verilmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

From NARKO STATE TURKEY to PRODUCING and SUPPORTING:
ISLAMIST TERROR & HORROR

''NATO member state Turkey = A Drug Dealer State - An Islamist Terror PRODUCING/Supporting State''
-- Turkish oposition leader Kemal Kilicdaroglu (05.12.2022)

İsrail şimdi yavaş-yavaş işledikleri bokları ortaya çıkarmaya başladı İŞGALCİ İSLAMİST-TERÖRİST-TÜRK-IRK-DEVLETİ'nin.
-- Dedik ya, işgalci islamo-faşist türklerin İsrail tarafından DÜRÜLECEK ÇOK DEFTERLERİ VAR !
__________
BREAKING:
-- The U.S. Treasury has announced sanctions on Türkiye-based El-Kahira for General Trading, along with its owner and shareholders, alleging they facilitated financial transactions that supported Hamas.

According to the Treasury, the company allegedly transferred funds for Hamas through underground banking networks involving both traditional currency and cryptocurrency. The sanctions were imposed under Executive Order 13224, which targets terrorism financing and support networks.

[July 2026]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir düşünün: NAZİSTLER türklerden bütün bu kötülükleri öğrendi:
-- Hitler açıkça diyor ''Benim ustam Mustafa Kemaldir ve o ustaların ustasıdır''.

ve hazret şöyle de demişti: ''ermeni soykırımından bugün kim bahsediyor? Hiçkimse!''

Nazizmin babası işgalci islamo-faşist türklerin de ölüm marşı yakındır.


_______________________________

Hitler’in emirleri yüzünden Rus kışında ölmeye mahkûm edilmiş Alman asker tümenlerinin ölüme yürüyüşünü tasvir eden 1944 tarihli bir Sovyet afişi.

Joseph Goebbels günlüğünde, propagandanın insanları bir fikre o kadar güçlü bir şekilde inandırarak çalışacağını ve artık o fikri bırakamayacak hale getireceğini yazmıştı. Hitler de bu görüşe katıldı. Naziler 1933’te iktidara geldikten sonra Hitler, Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanlığı’nı kurdu ve başına Goebbels’i getirdi.

Goebbels; sanat, müzik, tiyatro, sinema, kitaplar, radyo ve gazeteler aracılığıyla Nazi mesajlarını yaydı. Muhalif sesleri ise kapattı ya da sansürledi. Almanya’nın I. Dünya Savaşı’ndaki yenilgisine duyulan öfkeyi körükledi; Alman gücünü ve geleneklerini sürekli övdü. Bu durum; Yahudilere ve diğer azınlıklara yönelik şiddet dolu zulümlerin meşrulaştırılmasını kolaylaştıran bir iklimin oluşmasına yardımcı oldu.

II. Dünya Savaşı sırasında Alman propagandası Alman ordusunu yüceltti; İngilizleri ve diğer Müttefikleri zayıf ya da zalim göstererek alay konusu etti. Sovyet birlikleri ise sıklıkla insandan daha alt seviyede yaratıklar olarak resmedildi. Almanya’nın Şubat 1943’teki Stalingrad yenilgisinden sonra Goebbels, yaptığı önemli bir konuşmada "topyekûn savaş" çağrısında bulundu; ancak özel hayatında, savaşın Almanya’nın aleyhine dönmesiyle etkisinin giderek azaldığını itiraf etti.

İngiltere de kendi propagandasıyla karşılık verdi. Winston Churchill, düşmanın moralini bozmak amacıyla 1941’de Siyasi Savaş Yürütme Kurulu’nu (Political Warfare Executive) kurdu. BBC’nin yabancı dillerdeki yayınları bu süreçte önemli bir araç haline geldi; İngiltere ayrıca sahte "Alman" radyo istasyonları kullandı ve şüphe ile korku yaymak amacıyla düşman hatlarının arkasına broşürler ve kartpostallar attı.

Amerika Birleşik Devletleri’nde ise Roosevelt, 1942’de Savaş Bilgilendirme Ofisi’ni (OWI) kurdu. Bu kurumun görevi, cephe gerisinde savaş çabalarını desteklemek ve yurt dışında düşmanın moralini bozmaktı. OWI, birlik beraberliği ve üretimi teşvik etmek için fotoğrafçılık ve medyadan yararlanırken, aynı zamanda Amerikalıların savaşı kavrayış biçimini de şekillendirdi.

Propaganda özellikle afişlerde, filmlerde ve çizgi filmlerde her yerdeydi. Afişler Amerikalıları daha sert çalışmaya ve daha çok üretmeye teşvik ediyordu. Hollywood yurtsever filmler çekerken, hükümet de Frank Capra’nın Neden Savaşıyoruz (Why We Fight) serisi gibi projeleri destekledi. İnsanların odak noktasını savaşta ve düşmanda tutmak için popüler çizgi film karakterlerinden dahi yararlanıldı.

Kaynak: Fascinating

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

EL MUCELLE EL-ESKERIYEH

Irak Askerî Dergisi

 

İŞGALCİ IRAK KÜRDİSTAN’IN PARÇALANMIŞ BİR ÜLKE OLDUĞUNU KABUL EDİYOR: “GÜNEY KÜRDİSTAN”:
— “Hamla fî Kurdistan el-cenûbiye”


İşgalci islamist-katil-Irak Genelkurmay Başkanlığı tarafından üç ayda bir yayımlanan Irak Askerî Dergisi’nin üçüncü yayın yılına ait 1 Nisan 1926 tarihli ikinci sayısında, “1919 Yılında Güney Kürdistan’da Bir Harekât” başlıklı tarihî-askerî bir makale yayımlanmıştır. İngilizceden arabçaya aktarılan çalışma, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından 1919 yazında Güney Kürdistan’da meydana gelen aşiret hareketlerini, bölgedeki karışıklıkları ve bunlara karşı yürütülen askerî operasyonları ele almaktadır. Makalenin girişinde, Avrupa’daki gelişmelerin gölgesinde kaldığı için dönemin basınında yeterince yer bulmadığı belirtilen Güney Kürdistan çatışmalarının, büyük bir savaş sayılmamasına rağmen askerî ve siyasal sonuçları bakımından önemli olduğu vurgulanmaktadır. Belge, 1919’da Güney Kürdistan’daki gelişmelere ilişkin dönemin İngiliz askerî yaklaşımını ve bu yaklaşımın 1920’lerin Irak askerî yayınlarına nasıl aktarıldığını göstermesi bakımından dikkate değer bir tarihî kaynaktır.

________

Irak Askerî Dergisi

Askerî ve teknik bir dergi

Genelkurmay Başkanlığı tarafından yılda dört defa yayımlanır.

İkinci sayı — Üçüncü yıl

Bağdat, 18 Ramazan 1343 — 1 Nisan 1926

1919 Yılında Güney Kürdistan’da Bir Harekât

*Kurmay Yarbay S. M. D. Vârî tarafından, Tuğgeneral Rif‘î’nin ingilizce bir dergide yayımlanan makalesinden arabçaya çevrilmiştir.

[Çevirmenin ve tuğgeneralin adları baskıda tam olarak seçilemediğinden bu bölümün okunuşu yaklaşık olarak verilmiştir.]

1 — Giriş

Büyük Savaş’ın sona erdiği dönemde zihinler, Avrupa’da cereyan etmekte olan gelişmelerle öylesine meşguldü ki 1919 yazında aşiretlere karşı yürütülen küçük savaşlara pek az önem verildi.

İngiliz gazeteleri de Güney Kürdistan’da cereyan eden çatışmadan yalnızca çok az söz etti.

Gerçekte söz konusu çatışma, o dönemde meydana gelen büyük savaşlarla karşılaştırıldığında ancak bir “sınır çatışması” niteliğindeydi ve tarih de onun benzerini kaydetmemişti. Bununla birlikte, meydana gelen karışıklık son derece önemliydi.

Dipnot:

* Makalenin yazarı: Cethin Jones, M.C., C.F.
Sayfanın altında adı Latin harfleriyle şöyle basılmıştır:
Rev. J. Cethin Jones, M.C., C.F.

Küçük bir not: Sayfada hicrî tarih 18 Ramazan 1343, miladî tarih ise 1 Nisan 1926 olarak basılmıştır. Bu iki tarih normal hicrî-miladî takvim karşılığında birbiriyle uyuşmuyor; dolayısıyla hicrî tarihte veya yayın yılındaki rakamlardan birinde baskı hatası bulunabilir.

(Çeviri: Gemini)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ayşe Hür:

Ayşe Hür
@HurAyse

Sizi sinirlendiren ne biliyor musunuz?
Kürt olmayan benim sizden daha Kürdistani taleplerimin olmasının utancı.
Beni her okuduğunuzda öğretilmiş çaresizliğinizle yüzleşiyorsunuz.
Asimilasyona razı olma emrini, pozitif entegrasyon diye yutmanın karın ağrılarını yaşıyorsunuz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Küfür fikrin yerini TUTMAZ!

-- Kürd milliyetçileri ne küfürle ne tehditle susar!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Lütfen bu konuya iyi eğilin!
-- Tırkler hakkında bu teoriden daha doğru bir teori YOKTUR:
________________________________

TERK TIRK TÜRK TEORİSİ (TTTT):
— Prof. Dr. Halil İnalcık ve Prof. Dr Celal Şengör gibi aklı başında bütün “türk” tarihçiler: “türk diye bir ırk yoktur” diyor.

Peki bu türk denilen topluluk NEREDEN geldi?

Şuradan: Orta Asya’da Tataristan’da, tatarların içinde yaşayan kendine özgü başka bir tatarca şives konuşmaya başlayan göçebe bir gruh, MS 10. yüzyılda Kürdistan’a ve Doğu Yunanistan’a doğru (Anatolia’ya) gelmeye başladı. Bunlar Orta Asya'nın toplayıcı, avcı ve yağmacı bir halk grubuydu.

Ortadoğu’da kürdler ve diğer yerli halklar bunlara: “terk”-“tırk” dedi, yani yerini yurdunu terk etmiş insanlar dedi. Zamanla bu kelime “türk” olarak telafüz edilmeye başlandı.

Kısacası; türkçe denilen dil aslında tatarcadır. Çünkü ne türk denilen bir ırk vardır ve nede türkçe diye bir dil. Böyle bir ırk ve türkçe adıyla bir dil asla ve hiç olmamıştır ve yoktur. Bu konuda Orta Asya eski tarihine atıfta bulunularak iddia edilen ve ''türk tarihi'' diye yutturulan HERŞEY UYDURMA ve YALANDIR. Örneğin moğolların tarihini bile türk tarihi diye yutturmuşlar herkese.

Ortadoğulu bir imparatorluk olan Osmanlı imparatorluğu(*) bunlara “etrak-i bi idrak” yani serseri sürüsü türkler diyerek, bu “ne idüğü belirsiz” gruhu açıkça dıştaladı. Hatta Osmanlı sultanı Vahdettin daha da ileri giderek: “türkler, soyu, sopu, dini ve ırkı belli olmayan çapulcular sürüsüdür” diyor (23 Nisan 1916, Al Ahram gazetesi, Mısır)

____
*): Prof. Dr. Halil İnalcık ve Prof. Dr Celal Şengör gibi en değme “türk” tarihçileri ve aydınları tarafından "Osmanlı imparatorluğu’nun menşei belli değil, kimler tarafından kurulduğu bilinmiyor' deniyor. İslam tarihçileri ve sözümona Türkiye ''Cumhuriyet”i tarihçileri, islami ve şöven kaygılarla bu konuda, sahih tarih yerine, yalana dayalı tamamen uyduruk bir tarih yazdılar.

Ama gerçek şudurki Osmanlı İmparatorluğunun da kürd aşiretleri tarafından kurulmuş olduğunu gösteren emareler var.

12.08.2026

Goran Candan

 

TATARLAR TÜRK DEĞİL - ''TÜRKLER'' TATAR KIRMASI'dır


Tatar kızı soryor:
-- ''Türkler! Siz meni anlıyırsız mı?!''
-- ''Min TATARCA söyliyem''
-- ''Bu süt, bu su, un, şeker, balık, tawık, ikmek, tuz, alma, soğan sarımsak, karbız, Unuttum: dundurma mmm!!''

 

 

 

Video'ya buradan bakın:

https://www.facebook.com/reel/1570601174777986

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


ANADOLU KÜRD BEYLİKLERİ

(Ağırlıklı olarak 11.–15. yüzyıllar arası)

Kürdçe adları — Merkez / Açıklama

Emareta Germiyanî → Kütahya – Simav
Emareta Menteşeyan → Muğla – Milas
Emareta Aydînan → Aydın – Birgi
Emareta Amasiyan → Amasya
Emareta Inalîyan → Diyarbakır – Silvan
Emareta Dilmaçiyan → Bitlis – Muş
Emareta Eretna → Kayseri – Sivas
Emareta Karaman → Şikarî’nin Karamanname adlı Kürd tarihi – Konya
Emareta Çubukyan → Harput çevresi
Emareta Artukiyanê → Amed (Diyarbakır)
Emareta Artukiyanê → Mêrdîn
Emareta Artukiyanê Heskîf → Heskîf (Hasankeyf)
Emareta Taceddînyan → Tokat – Niksar
Emareta Dulkadîrî → Maraş – Elbistan
Emareta Zulkadriyê Mirdêsî → Mirdasi Zulkadir Beyliği (Kürd Dulkadirli) – Maraş çevresi

Diğer önemli Kürd emirlikleri

Doğu ve Güneydoğu Anadolu

Mervanîler
Hakkâri Emirliği
Bitlis Emirliği
Bohtan Emirliği
Soran Emirliği
Baban Emirliği
Badinan Emirliği

Kafkasya ve Zagros

Şeddadîler
Revvadîler
Hasanveyhîler
Annazîler

Büyük Aryanî Coğrafyası

Med İmparatorluğu
Kommagene Krallığı
Sasanî İmparatorluğu
Zend Hanedanı
Afşar Hanedanı

🔎 Notlar

Germiyanoğulları: Kürd aşireti Germiyan’dan türemiştir. Batı Anadolu’da yerleşmiştir.

Menteşeoğulları ve Aydınoğulları: Kürd topluluklarının birleşmesiyle meydana gelen yapılardır. Ege ve çevresinde yerleşmişlerdir.

Eretna Beyliği: Horasanlı Kürd aşiretleriyle köken bakımından doğrudan akraba olan aşiretlerden meydana gelmiştir.

Dulkadiroğulları: Kürd kökenli Mirdasi aşiretine bağlanır.

Taceddinoğulları: Çeşitli Kürd aşiretlerinin birleşmesiyle meydana gelmiştir.

Kürdler, Anadolu’nun her karış toprağında on binlerce yıldır vardırlar. Bir yerden başka bir yere göç ederek gelmemişlerdir.

Diğer Kürd beylikleri ve hanedanlıkları; Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Kafkaslar, Horasan ve Büyük Aryan coğrafyasının çeşitli bölgelerinde kurulmuştur.

Artuklular, İnaloğulları ve Dilmaçoğulları gibi beyliklerin Kürd kökenli olduğuna ilişkin bilgiler tarihî kaynaklarda mevcuttur.

Germiyanoğulları, Aydınoğulları, Menteşeoğulları, Karamanoğulları, Taceddinoğulları ve Eretna Beyliği’nin kökenleri konusunda farklı görüşler bulunmakla birlikte, birçok araştırmacı ve türk tarihçi dahi bunların Kürd kökenli beylikler olduğunu belirtmektedir.

Kaynaklar

Şerefname (Sharafnama)
The Kurdish Emirates
Şerefxan Bedlisî
Martin van Bruinessen
Vladimir Minorsky
Mehrdad Izady
C. E. Bosworth

14.10.2023 – İ. Ateş



Etiketler

#KürtBeylikleri #AnadoluKürtTarihi #Artuklular #İnaloğulları #Dilmaçoğulları #Mervanîler #Şeddadîler #Revvadîler #Hasanveyhîler #Annazîler

#HakkâriEmirliği #BitlisEmirliği #BohtanEmirliği #SoranEmirliği #BabanEmirliği #BadinanEmirliği

#Zagros #Mezopotamya #AryanîTarih #OrtaÇağ #AnadoluTarihi #KürtHanedanları #KürtEmirlikleri

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Pîr Seyid RIZA

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İHANETÇİ DEĞİLSEN NESİN?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İşgalci islamo-faşist TIRRIK DEVLETİ’nin iki GÖZÜ DÖNMÜŞ eli kanlı ağzı salyalı vahşi köpeği: İSLAMİST TERÖR İHRACATÇI KATİLLERİ ÇETE LİDERLERİ:
1- Millî Görüş islamist türk terör çete başı ERDOLF
2- Bozkurt/ülkücü islamist türk terör çete başı DEVLET
Bu her iki işgalci islamist-terör elebaşları katlettikleri onbinlerce masum kürdün (2015-2017) hakkı için Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda yargılanmaldır

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İşte kürd halkını, dolaysız/direkt (Xapo) veya dolaylı (Talabani, Barzani) işgalcilere çalışarak bu rezil trajedik hale düşüren sahte-devrimci, sahte-milliyetçi:
— Talabani, Barzanî ve Xapo ‘dur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ahmaklarla uğraşmaktan daha bezdirici bir iş yoktur!
-- Yaşa Aziz abê - ne güzel KOYMUŞTUN teşhisi böyle! Ox fıstıq!
YANILMIYORSAM sonra mahkemede bu oranı %90'a falan çıkarmıştın!
-- Mekanın cennet olsun!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KÜRDİSTAN'DA CAMİ DEĞİL -FABRİKA LAZIM! OKUL LAZIM! KÜTÜPHANE LAZIM! MÜZE LAZIM
-- NİYE Kürdistan’da, islam’ın ana vatanı Suudi Arabistan’dan daha çok cami var? İslam konusunda arablar bile uyandı ama kürdler hala derin uykuda!!!
— Vatanı ve her şeyi ellerinden alınmış kürdleri dinle kandırmanın yoludur bu. Sahte dindarlığa kanmak, ahmaklığın daniskasıdır. Ne yazık ki İHANETÇİ Güney Kürdistan liderleri, bu büyük anti-kürd oyunun aktif bir parçasıdır. Kürdler bugüne kadar bu camilerin minarelerindeki hoparlörlerden ve cuma hutbelerinden, ırkçı ve kürd karşıtı arab propagandası ile “kürdün katli helaldir” fetvalarından başka ne duymuşlardır?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Babam, ‘Kitaplığından daha büyük bir televizyonu olan kimseye güvenme,’ derdi hep. Bu yüzden okumaya özen gösteriyorum.”

Emilia Clarke

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

XAPO MİT AJANI

SAHTE OLSA NE...!
Öcalan'in bugünkü duruşu ve sözlerinin kendisi orijinal belgedir.
Konuyu, kürd özdeyisiyle kapatalım:
"Ez dibêjim Hırç va ye
Hûn dibêjin rêç va ye."

(Ayı ortaya çıkmışken ayak izlerini sürmek mantıksızlıktır.)

Zaten Öcalan' ın H.Atilla Uğur'a verdiği ilk sorgu ifadesi, 21-22 Şubat 1999 tarihli Savcılık ifadesi, 3 Nisan 1999 tarihli Savcı Volkan Vural ve Talat Şalk'a verdiği 10 sayfalık ıslak imzalı ifadesi,Öcalanın İmralı görüşme tutanakları ve 27 Şubat 2025 tarihli Meclis Komisyonuna yaptıgı 8 maddelik açıklamaya bakabilirsek belgenin sahte veya hakiki olması bir anlam ifade etmez. Öcalan'ın "Devrimin Dili Ve Eylemi" kitabı olmak üzere bu konuda yüzlerce bilgi ve belge var. (Örgütü devletin parasıyla kurdum, devleti kullandım vs ...)

 

 

 

 

 

 

 

BU DA MI SAHTE ?


Öcalan Şam'da iken Tüm Cezaevleri Genel Sorumlusu olan Sabri Ok ile telefon görüşmelerini dinlemeye aldığı için ordu içinde bir kesimin hışmına uğrayarak tutuklanan Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoglu'nun savcılık ifadesini arkadaşlarımla paylaşıyorum.
Öcalanı tabu olarak tek karar mercii haline getirmek amacıyla , cezaevlerinde bulunan hükümlü ve tutukluları Öcalan için kendini yakmaya yönlendirilen
ve açlık görevlerinde ölüme terkedilen gariban Kürt çocuklarının ailelerine sabır ve metanet diliyor, yönlendirenleri bir kez daha lanetliyoruz.
Ö.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SEROK BÊNAMÛS IN
Xelkê kurd AZÎM e

Serokên kurda wisa dikin.. û PKK.
Ji xwe XAPO ajanê MÎT’ê ye, PKK jî PARTIYA MÎT’ê ye

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

On the right, we see a Kurdish woman
in traditional dress from Kermanshah
(Farzand, daughter of Il Senjab).

On the left, we see a woman from
the royal family of Iran,
daughter of Naser al-Din Shah
(Shah of Iran).

 

KÜRD

FARS

Sağda, Kirmanşah yöresine ait geleneksel kıyafetler içindeki kürd kadını görüyoruz (Sencab aşiretinden İl Sencab’ın kızı Ferzend).

Solda ise İran Şahı Nâsırüddin Şah’ın kızı olan, İran kraliyet ailesine mensup bir kadını görüyoruz.


Bu yalnızca bir fotoğraf değil; kültürlerin güzelliğini ve çeşitliliğini hatırlatan bir belgedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KÜRDLER SADECE SIKIŞTIKLARINDA İSRAİL İLE İLİŞKİ KURUYOR
-- KÜRD LİDERLER İŞGALCİ TÜRKLERİN, ARABLARIN VE FARSLARIN YAVUKLULARI OLDUKLARI İÇİN İSRAİL İLE İLİŞKİ KURMAYA YANAŞMIYORLAR.

Barzanî-BarzanÎ dediğiğiniz Mesud Barzanî İsrail'e bir defa bile olsun, babası merhum Mele Mistefa Barzanî liderliğindeki Kürd Mücadelesine 1960'larda yardım ettikleri için yahudilere bir teşekkür ziyareti bile yapmadı.

Fırıldak Talabani 1970'lerde Suriye'deki El-Arabiye dergisinde ''biz siyonistlere karşı arab kardeşlerimizin yanındayız'' demecini verdi.

Xaîn Xapo zaten sahte-devrimci bahanelerle düpedüz İsrail karşıtlığı yapıyordu işgalci islamo-faşist türk, arab ve fars devletleri hesabına..

Bu belgelerlde de görüldüğü gibi zavallı kürd halkı her sıkıştığında, yukarıdan, kürd liderlerden gelen hiçbir telkin olmaksızın, sadece yerel insiyatiflerle yerel siyasi kadroların insiyatifiyle İsrail'den yardım isteniyordu.

Oysa Dr İsmail Beşikçi'nin 1986 yılında çok isabetli bir şekilde dediği gibi:
-- İSRAİL ORTADOĞU'DA KÜRDLERİN DOĞAL MÜTTEFİGİDİR.

İSRAİL

 

 

İsrail arşivinden önemli bir belge…
22 Şubat 1975 tarihli bu bildiri, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Avrupa Temsilciliği tarafından İsrail Başbakanı Golda Meir’e ve Batı Berlin’deki Sosyalist Enternasyonal toplantısının katılımcılarına gönderilmiştir.
Belge, işgalci Irak islamo-faşist arab devletinin rejiminin Güney Kürdistanı’nda kürd halkına karşı yürüttüğü acımasız savaşı konu almaktadır. Bildiride işgalci Irak arab devleti; kürd köy ve şehirlerini bombalamak, geniş çaplı yıkım ve göçe yol açmak ve kürd halkının temel insan haklarını ihlal ettiği konusunda bilgi vermektedir.

 

 

 

 

 

 

 

_______________________________________________________________

 

İSRAİL’E SIĞINMAK İSTEYEN KÜRDLER

…… İsrail arşivlerinden önemli bir belge ……

1989 yılında, Diyarbekir’deki bir mülteci kampında yaşayan elliden fazla kürd aile, Ankara’daki İsrail Büyükelçiliğine bir mektup göndererek İsrail’e sığınma hakkı talep etti.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yunanlılar kürdlerden (Mesopotamya'dan) gelmedir
Kürdlerle kardeş Halktır

Biz ÇANAKKALE-MANAKKALE'de savaşmadık!
-- Yunanlı kardeş halka karşı savaşan kürdler ÇOK BÜYÜK BİR HATA ETTİ! Bakın o saflarında savaştığınız İTLER bugün kürd halkına karşı nasıl bir barbar muamele yapıyor! Kürdistan Ülkesini işgal etmiş, evlatlarını hergün katlediyor!
-- Ülkemizi TERKEDİN!
-- Kürdistan'da TIRRIK İŞGALİNE SON!
Bizi (Kürd Halkını) HİÇBİR güç durduramaz!
-- İşgalci islamo-faşist vatansız türklerin götü yusuf yusuf atıyor. Ama korkunun ecele faydası yoktur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

21 Nisan 1919 tarihli ingiliz arşiv belgesi:
ASURLAR VE SÜRYANİLER İNGİLİZ EMPERYALİSTLERİNİN KÜRDİSTAN DEMOGRAFİK YAPISINI BOZMA PLANI PİYONLARIDIR
21 Nisan 1919 tarihli gizli bir belge. Belge, ingiliz makamlarının Irak çöllerindeki eski yurtlarına geri gönderilmesini mümkün görmedikleri süryani mültecilerin, Kürdistan’ın Amedi yakınlarına iskan ediyorlar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kürd liderlerde bir bok yok!
Dünya kürde sahip çıkarken, onlar gidip düşmanın götüne giriyor!
Xapo, Barzanî, Talabanî ..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Çîçek KOBANÎ ku bi brîndarî ketibû destê dagîrkerên îslamo-faşîst ên tirk-ereb, bi cezaya MUEBBEDê hate cezakirin!
— Kanê serokên kurda XAPO BARZANÎ TALABANÎ
— HEMÛ FIŞE DERKETIN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SÊ BÊNAMÛSÊN MEZIN: Erdolf, Khamani & Obama

KİTAP TANITMA:
Ayın Kitabı: SÊ BÊNAMÛSÊN MEZIN: Erdolf, Khamani & Obama
(Pir SPAS bo nivîskarê vê berhemê: Kak Sherzad MAMSANÎ 🙏)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

El Mewlûd el Cedîd

Arab basınında Kürd Edebiyatı…
“Yeni Doğan” başlıklı kürd öyküsü, Falek al-Din al-Kakai tarafından kaleme alınmış ve yazar Necib Mahfuz’a ithaf edilmiştir.
Öykü, 22 Aralık 1964 tarihinde yayımlanan Al-Thaqafa dergisinin 75. sayısında yayımlanmıştır.

Aslen Kakei kürd dini inancına mensub KDP'li Güney Kürdistan Kültür Bakanı merhûm Felekadîn Kakeî

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İdeolojik düşünme, gerçeklikle olan tüm bağı koparır."

Hannah Arendt

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ahmaklarla uğraşmaktan daha bezdirici bir iş yoktur!
-- Yaşa Aziz abê - ne güzel KOYMUŞTUN teşhisi böyle! Ox fıstıq!
YANILMIYORSAM sonra mahkemede bu oranı %90'a falan çıkarmıştın!
-- Mekanın cennet olsun!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İslamo-Fascist Arab mobilization against Kurds whoc saved them several times

İşte ihanetçi kürd liderler: Xapo, Barzani ve Talabani’nin siyasetlerinin neticesine bakın:

The Jerusalem Post:

Analysis | Over the past week, several Arab tribes have set up a “war tent” and begun circulating calls for action against Kurds.
This has led to Kurds also seeking to mobilize to protect their communities.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÜTÜN KÜRD LİDERLER İHANETÇİDİR

— Kürdlerin yaşadığı büyük acılardan ders çıkarması gereken pek çok olay vardır.
Kendi vatanını, ulusal kimliğini, dilini ve kültürünü savunduğu için
Seyid Rıza ve Şeyh Saîd Efendi idam edilmişti ve mezarlarının yeri bile bugün hala bilinmemektedir.
Diyap ağa gibi ırkına ihanet eden de işgalci türklük devleti tarafından mezarının başında anılıyor.
Kürdler iyi bilsinki, Diyap ağalar kürdlerin içerisinde ne yazıkki hala bitmemiştir!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KÜRDLER ERMENİLERİ, ASURİLERİ VE SÜRYANİLERİ MUTLAK BİR YOKOLUŞTAN KURTARDI

Ama adı geçen bu NANKÖR hıristiyan halklar, kürdlerin ulusal kurtuluş mücadelesinde
kürd halkının özgürlüğüne karşı kürd düşmanları işgalci islamo-faşist türklerin, arabların ve farsların yanında yeralmaktadır.
Ki bu işgalci islamo-faşist devletler onları kestiği halde, onların kız, kadın ve çocuklarının ırzına geçtiği halde bunu yapmaktadırlar.

Kürdistan Dağlarında Dört Yıl, Aram Haygaz

KÜRDLER ERMENİLERİ, ASURİLERİ VE SÜRYANİLERİ 1915 SOYKIRIMINDA MUTLAK BİR YOKOLUŞTAN KURTARDI

-- Ama adı geçen bu NANKÖR hıristiyan halklar, kürdlerin ulusal kurtuluş mücadelesinde kürd halkının özgürlüğüne karşı bu kürd düşmanları işgalci islamo-faşist türklerin, arabların ve farsların yanında yeralmaktadır. Ki bu işgalci islamo-faşist devletler onları kestiği halde, onların kız, kadın ve çocuklarının ırzına geçtiği halde bunu yapmaktadırlar.

Kürdistan Dağlarında Dört Yıl, Aram Haygaz
Bu kitaptaki olaylar gerçekleştiğinde Kürdistan bağımsız bir ülke değildi, ne yazıkki bugün de değildir. "Kürdistan" kelimesi, Türkiye'nin yanı sıra Irak, İran, Suriye gibi ingiliz ve fransız emperyalistlerince kurulmuş dört suni uşak ulus devletlerin parçaladığı kürtlerin bin yıllardan beri üzerinde meskûn olduğu ülkenin adıdır. Kürdler devleti olmayan dünyadaki en büyük etnik gruptur. Yaklaşık iki asırdır bağımsız bir devlet için mücadele vermektedirler. Bununla birlikte, 1991'deki Birinci Körfez Savaşı ve 2003'teki sonraki siyasi değişimlerin ardından kürdler, Irak arab devleti işgali altındaki Güney Kürdistan parçasında özerk bir bölgesel yönetim kurmayı başarmışlardır; bu da bugün kürdlerin bağımsızlık hayallerine en çok yaklaştıkları noktadır.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Iran built its regional power through proxies. The op-ed makes the case that one Israeli partnership could erode Tehran from within.

27.07.2026 Jerusalem Post

ORTADOĞU’DA İLERİCİ YAHUDİ VE KÜRD HALKLARININ GELECEĞİ, İSRAİL’İN İSLAMO-FAŞİST tÜRK, ARAB VE FARS CİHATÇI-TERÖRİST ULUSLARINA KARŞI YÜRÜTÜLEN KÜRD KURTULUŞ MÜCADELESİNE VERECEĞİ DESTEĞE BÜYÜK ÖLÇÜDE BAĞLIDIR

-- Bu cihatçı ve ırkçı teröristler havlayan köpekler gibidir: İsrail ortadan kaldırılıncaya kadar İsrail’e saldırmaktan asla vazgeçmeyeceklerdir. Hem İsrail’in ve kürdlerin geleceği hem de türk, arab ve fars cihatçı ulusları ile devletlerinin egemenliği altında yaşayan Ortadoğu’nun ezilen türk arab ve fars kitleleri için İsrail, kürd kurtuluş mücadelesine daha büyük ve daha etkin bir destek vermelidir.

İsrail, 1960’lı yıllarda yaptığı gibi kürdlere yeniden yardım etmelidir; ancak bu defa çok daha büyük ve kapsamlı bir destek sunmalıdır. Kürdlere silah da verilebilir; fakat hiç kimse kürdleri kendi silahlı milisi olarak görmemelidir. Kürdler, demokratik, ilerici ve laik bir müttefik olarak kabul edilmelidir. Çünkü bütün Ortadoğu’da kürdler ve yahudiler dışında bu ilerici özelliklere sahip başka bir halk bulunmamaktadır.

Kürdler ayrıca geniş bir coğrafyaya yayılmış, son derece büyük bir halktır. Kürdler türklerin, arabların ve farsların toplamından daha kalabalıktırlar. Kürdler tarih boyunca köleci asurların, arabların, türklerin ve farsların yaptığı gibi başka halkları köleleştirmemiştir. Günümüzde ise kürdlerin kendileri baskı altında tutulan ve köleleştirilen bir halk konumundadır. Bu nedenle kürdlerin mücadelesi haklı ve meşrudur; hedefleri de desteklenmeye değerdir. Goran Candan

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Xoybûn Hareketi'nin davaya bağlılık yemini:

Şerefim ve dinim üzerine yemin ederim ki, bu taahhüdün altına imzamı attığım günden itibaren ve iki yıllık bir süre boyunca, hayatım ve şerefime ya da ailevi bağlar veya millî yükümlülüklerden dolayı benim sorumluluğum altında bulunanların hayatı ve şerefine kasıtta bulunmadıkça, hiçbir kürde karşı silah kullanmayacağım. İki yıl süresince her türlü kan davasını ve diğer kavgayı erteleyecek ve hususi mevzulardan dolayı iki kürd arasında kan dökülmemesi için elimden geleni yapacağım.

Bu taahhüte itibar etmeyen her kürd vatan haini addedilecektir ve hainlerin katli bir vazifedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Provokatör işgalci islamo-faşist katil türkler bakın ne diyor?
— “Savaşa gerekçe çıkarmak için gerekirse Suriye’den Türkiye sınırının içine bir roket ATTIRIRIZ”.


(TIRRIK İSTİHBARAT SERVİSİ MİT BAŞKANI Hakan Fidan)

İnsanlık bu işgalci islamo-faşist katillerin defterini dürmeli artık.
— NATO’ya yaslanarak kürd halkına karşı İŞLEMEDİKLERİ İNSANLIK SUÇU KALMADI!!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



Daha önceleri bu tür iddialara ''tırrık propagandasıdır'' diye aldırmıyorduk.
Ama ne neyzıkki bir gerçektir.
XAPO ve Xapo Hareketi bir türk istihbarat ürünüdür.

Bunu hala anlamayan kafalar sakat, görmeyen gözler kördür.

Herşeyi bir tarafa bırakın bugün kürdlerin içine düşürüldüğü NETİCE'ye bakarak bunu anlamamak APTALLIĞIN danıskasıdır.
Ya da işgalci islamo-faşist türk devletinin ekmeğine bilerek yağ sürmektir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BELGENAME-1

BELGENAME-2

BELGENAME-3

BELGENAME-4

BELGENAME-5

 

BELGENAME-6

 


Foundation For Kurdish Library & Museum