MUSTAFA BARZANÎ
The Legendary Kurdish Leader
14/3-1903 | 1/3-1979

General Mustafa Barzanî, 1956 Moscow
''Cahşê 66'' TALABANİ'NİN MUSTAFA BARZANİ ÖNDERLİĞİNDEKİ KÜRD ULUSAL KURTULUŞ MÜCADELESİNE YAPTIĞI TARİHİ İHANETLE
-- YENİ KUŞAK BARZANİLER'İN (Mesut-İdris ve Neçirvan Barzani'nin) MUSTAFA BARZANİ'NİN İNSANİ-KÜRDİ İDEAL VE AMAÇLARINA KARŞI YAPTIKLARI BÜYÜK İHANET
(Birinci bölüm)
Orta Doğu’da bir seferi, bir lider olmak öyle sıradan bir hikaye değildir dostlar! Burası, güçsüzlerin ezildiği, ittifakların bir gecede satranç tahtası gibi devrildiği amansız bir kurtlar sofrasıdır. Ve bu sofrada, arkasında hiçbir küresel güvence olmadan, sadece sarp dağların göğsüne og halkının çelik iradesine dayanarak bölgesel krallara, mağrur diktatörlere diz çöktüren bir adam geçti bu dünyadan.
Bugün size bahsedeceğimiz adam; zindanların soğuk hücrelerinde büyüyen, ihanetlerin en kavurucu olanını en yakınlarında tadan ama omuzlarındaki tüfeğiyle emperyalist devletlerin ezberini bozan bir efsane: Mele Mustafa Barzani! O, masada boyun eğen değil; petrol hatlarını Peşmerge ablukasıyla kilitleyip Bağdat’taki zalim işgalcileri kendi ayağına kadar getiren, antlaşmaları kendi şartlarıyla dayatan ve sömürgeci egemenleri çaresiz bırakan bir güç odağıdır. Şimdi arkaya yaslanın; kralları zora sokan, diktatörlerin önünde eğilmek zorunda kaldığı o sarsılmaz iradenin, yokluktan doğan o devasa ve destansı yürüyüşün hikayesine başlıyoruz...
Yirminci yüzyılın başında, sınırlerin yeniden çizildiği Kürdistan’ın sarp ve geçit vermez dağlarında, tarihin akışını değiştirecek bir isim dünyaya geldi: Mustafa Barzani. 14 Mart 1903’te, Barzan köyünde doğduğunda coğrafya büyük bir altüst oluşun eşiğindeydi. Osmanlı İmparatorluğu gücünü kaybediyor, İngilizler bölgeye göz dikiyor ve aşiretler güç savaşı veriyordu. Mustafa, henüz üç yaşındayken ailesiyle birlikte Musul ve Diyarbakır hapishanelerine gönderilerek siyasetin soğuk yüzüyle çok erken tanıştı.
Ancak onun hayatındaki ve ruhundaki asıl büyük kırılma, Kürt aşiretlerini birleştirmeye çalışan ağabeyi Şeyh Abdüsselam’ın 1914’te Osmanlı yönetimi tarafından Musul’da idam edilmesiyle yaşandı. 11 yaşındaki Mustafa, bu trajediyi en derin acısıyla yaşadı; çünkü ağabeyinin bu idamından hemen sonra, henüz bir çocukken annesiyle birlikte yeniden Musul hapishanesinin soğuk ve karanlık hücrelerine atıldı. Çocukluğu zindanların kasvetli havasında, zincir sesleri ve özgürlük hasretiyle şekillendi. Ağabeyinin idam sehpasındaki dikduruşu ve annesiyle zindanlarda çektikleri bu eziyet, onun hafızasına kazınan ilk büyük yara ve ömrünü adayacağı mücadelenin ilk yemini oldu.
Aşiretin başına geçen diğer ağabeyi Şeyh Ahmed, kadın ve çocuk hakları konusunda çok katı kuralları olan, halkın haklarını çiğneyen hiçbir gücün önünde eğilen ve onların getirdiği hiçbir boyunduruk anlaşmasına imza atmayan bir liderdi. Mustafa, onun yanında hem bu tavizsiz ahlaki duruşu öğrendi hem de dağlarda gerilla savaşı yapmanın yollarını kavradı.
Birinci Dünya Savaşı bitip İngilizler, Musul ve Kerkük’ü de içine alan yapay bir işgalci-islamist-faşist Irak arab devleti Krallığı kurduğunda Kürtlerin kendi kaderini tayin etme planları altüst oldu. İngilizler, petrolün merkezi olan Musul’u Kürtlere kaptırmamak için kesin bir tavır koymuştu. 1919’da Süleymaniye’de İngilizlere karşı bayrak açan Şeyh Mahmud Berzenci’ye yardım etmek için yola çıkan genel Mustafa Barzani, İngiliz ordusunun modern silahlarına karşı dağ koalisyonunu kurarak ilk askeri deneyimini burada kazandı.
Tam bu dönemde, Mustafa Barzani’nin askeri ve siyasi hayatındaki ilk büyük sınır ötesi tecrübesi gerçekleşti. İngilizlerin Barzan üzerindeki baskısı artınca, ağabeyinin talimatıyla İran sınırını geçerek Doğu Kürdistan’ın güçlü ve radikal lideri Simko Şikaki’nin (İsmail Ağa) karargahına gitti. 1922-1923 yıllarında Simko’nun yanında kalan genel Barzani, onun İran ordusuna karşı yürüttüğü gerilla savaşını, askeri nizamını ve modern bir Kürt devleti kurma vizyonunu yakından gözlemledi. Simko ile yaptığı bu stratejik fikir alışverişi, Barzani'yi aşiret çizgisinden çıkarıp ulusal düşünmeye zorlayan ilk büyük basamak oldu. Simko’nun daha sonra 1930’da İran devleti tarafından hileli bir görüşme bahanesiyle pusuya düşürülerek öldürülmesi ise Barzani’ye ömrü boyunca unutamayacağı bir "merkezi hükümetlere güvenmeme" dersi verdi.
Tarihler 1927'yi gösterdiğinde, Kuzey Kürdistan (Bakur) ve Lübnan hattında Kürt tarihinin ilk modern ve organize ulusal örgütlerinden biri olan Xoybûn (Hoybun) Cemiyeti kuruldu. Celadet Ali Bedirhan, Memduh Selim ve İhsan Nuri Paşa gibi aydın ve askerlerin öncülük ettiği Xoybûn, Ağrı (Agirî) Kıyamı'nı örgütlerken tüm parçalardaki Kürt güçleriyle bağ kurmaya çalışıyordu. İşte bu dönemde, Barzan aşiretinin lideri Şeyh Ahmed ve onun askeri kanat sorumlusu olan Mustafa Barzani ile Xoybûn arasında stratejik ve diplomatik temaslar başladı. Xoybûn, sınırları aşan ulusal bir birlik kurmak amacıyla Barzanilere elçiler ve mektuplar gönderdi.
Mustafa Barzani ve ağabeyi Şeyh Ahmed, Xoybûn’un Ağrı’da yürüttüğü bu ulusal mücadeleye büyük bir sempatiyle yaklaştılar. Ancak 1927-1930 yılları arasında Barzan bölgesi, İngilizlerin ve Bağdat hükümetinin çok ağır bir askeri kuşatması ve ambargosu altındaydı; kendi topraklarında varlık yokluk savaşı veriyorlardı. Bu imkansızlıklara rağmen Barzaniler, Xoybûn’un idealleri doğrultusunda hareket eden sınır hatlarındaki Peşmerge güçlerinin Bakur’daki direnişe lojistik destek sağlamasının önünü açtılar. Mustafa Barzani, Xoybûn’un aşiretçiliği aşan modern örgütlenme modelini ve yayınlarını yakından inceleyerek, 16 Ağustos 1946'da resmen kuracağı KDP (Kürdistan Demokrat Partisi) ve ulusal Peşmerge ordusunun fikirsel temellerini bu temaslardan süzerek aldı.
1931-1932 yıllarına gelindiğinde İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri, Barzan köylerini havadan bombalamaya başladı. Barzani, bu asimetrik savaşa karşı savaşçılarını küçük gruplara ayırarak İngiliz ikmal hatlarını vurdu ve pusular kurdu. İşgalci-islamist-faşist Irak arab devleti ordusu ve İngilizler, dağlık arazide Barzani'yi askeri olarak yenemeyeceklerini anladılar. Ne zaman bir operasyon düzenleseler dağlarda pusuya düşüyorlardı. Ancak lojistik üstünlük ve bazı yerel aşiretlerin saf değiştirmesiyle Barzan bölgesi kuşatıldı; Mustafa Barzani ve ailesi Süleymaniye’ye zorunlu sürgüne gönderildi.
On yıl süren bu sürgünde şehirli Kürt aydınlarıyla bağ kuran Barzani, davasını tamamen ulusal bir harekete dönüştürme kararı aldı. 1943’te İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı otorite boşluğundan faydalanıp sürgünden kaçtı ve dağlara döndü. İşgalci-islamist-faşist Irak arab devleti hükümetinin karakollarını tek tek düşürdü. Bağdat yönetimi onu savaşarak durduramayacağını anlayınca defalarca ateşkes istemek zorunda kaldı. Ancak 1945’te İngilizlerin ağır hava desteğiyle gelen devasa ordu karşısında Barzani, halkını korumak için adamlarıyla birlikte tekrar sınırı geçerek Doğu Kürdistan’ak girdi.
İran o dönem müttefik devletlerin işgali altındaydı. Mahabad şehrinde Peşewa Qazi (Qadı Muhammed) öncülüğünde büyük bir uyanış yaşanıyordu. 22 Ocak 1946’da Mahabad Kürt Cumhuriyeti ilan edildiğinde, askeri tecrübesi nedeniyle Mustafa Barzani’ye "General" unvanı verilerek ordunun başına geçirildi. Barzani sınır boylarında İran ordusuna karşı savunma hatları kurdu. Fakat Soğuk Savaş dengeleri erken devreye girdi; Sovyet Lideri Stalin, İran ile petrol imtiyazı anlaşması yapınca Mahabad’ı bir gecede gözden çıkardı. Sovyet askerleri çekilince İran ordusu acımasızca şehre doğru yürüyüşe geçti.
İran ordusunun şehre yaklaştığını gören Mele Mustafa Barzani, büyük bir endişeyle Cumhurbaşkanı Gazi Muhammed’in o karlı odasına girdi. Barzani, gidişatın felaket olduğunu biliyordu. Gazi Muhammed’in karşısına geçip tüm sarsılmaz inancıyla yalvardı:
> "Gazi, sakın teslim olma! Teslim olursan seni hiç acımadan idam edecekler. Gel, benimle birlikte dağlara çık. Bu işgalcilere karşı son nefesimize kadar direnelim. Ben senin için, bu cumhuriyet için savaşmaya hazırım. Diğer aşiretlerden de destek alarak dağların göğsünde öyle büyük ve geçilmez bir savunma hattı kuralım ki buraya adım bile atamasınlar!"
>
Gazi Muhammed, karşısında duran bu cesur generalin gözlerindeki fedakarlığı görerek hüzünle gülümsedi. Ancak o, bir askerden ziyade halkının babası olarak düşünüyordu. Barzani'nin omuzlarına dokunarak tarihe kazınacak o ağır cevabı verdi:
> "Molla Mustafa... Eğer biz şimdi burada topyekun bir savaşa girersek, bu devasa ordulara karşı kazanamayız. Ben dağlara kaçarsam, benden intikam almak için silahsız, masum halkimizi korkunç bir soykırıma uğratırlar. Kadınlarımızı, çocuklarımızı katlederler. Benim canım, halkımın tek bir damla kanından daha değerli değil."
Mele Mustafa Barzani, ne kadar ısrar ettiyse de, ne kadar dil döktüyse de Gazi Muhammed’i kendisiyle gelmesi için ikna edemedi. Çaresizlik ve öfke içinde kıvranan Barzani’nin karşısında Gazi Muhammed, dik duruşunu bozmadan ses tonunu ağırlaştırdı ve son bir iradeyle şöyle haykırdı:
> "Molla Mustafa! Ben bu cumhuriyetin Cumhurbaşkanı olarak son kez sana emrediyorum: Peşmergelerini al ve derhal İşgalci-islamist-faşist Irak arab devleti Kürdistan'ına çekil!"
Bu kesin emir karşısında, ömrü boyunca cephelerde gözünü kırpmayan o koskoca komutan, Mele Mustafa Barzani daha fazla dayanamadı ve gözyaşlarını tutamadı. O sırada Gazi Muhammed, odasının duvarında asılı duran, uğruna can verdikleri kutsal Kürdistan bayrağına doğru yürüdü. Bayrağı özenle, adeta kutsal bir emanet gibi katladı. Gözleri yaşlı bir şekilde dönüp bayrağı Mele Mustafa Barzani'nin titreyen ellerine teslim etti ve yüreklere işleyen o sözleri fısıldadı:
> "Sen benim bu dünyadaki en yakın dostumsun, yoldaşımsın. Sana olan güvenim sonsuzdur. Bu kutsal emanet artık sana ait."
İki koca lider, tarihin o kırılma anında birbirlerine sarılarak hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladılar. Odadaki sessizliği sadece iki dostun veda hıçkırıkları bölüyordu. Gazi Muhammed, Barzani'nin gözlerinin içine bakarak son vasiyetini mühürledi:
> "Halkımızın özgürlüğü için durmadan çabala... Ve ne olursa olsun Kürdistan’ı kur!"
Tam da bu veda ve direniş ikliminde, tarihler 20 Ocak 1947'yi gösterdiğinde Mele Mustafa Barzani, o meşhur ve tarihi bildiriyle mazlum halkına o güç odaklarına karşı vizyonunu şöyle ilan ediyordu:
> "Ey fedakar ve mazlum Kürt milletinin evlatları! Demokrasi ilkelerimizle ve samimi niyetimizle size söz veriyoruz. Sizin elinizden alınmış haklarınızı geri almadıkça bize rahat yoktur. Sizi zulümden, esaretten, sürgünden kurtarmak, işgalci-islamist egemenliğinden çıkarmak için var gücümüzle çalışacağız. Size söz veriyoruz! Sizin çıkarlarınız için kişisel menfaatlerimizi feda edeceğiz... Şiarımız; Bağımsız bir vatan, güven içinde bir halktır!... Ey halk! Sana söz veriyoruz. Demokrasi ve sosyal adalet yolunda yürüyeceğiz ve bu iki değeri Kürdistan'a yerleştireceğiz... Bizim partimizin tek ve değişmez düşmanı yabancı sömürgecilerdir. Diğer aşiretlere ve halkın diğer sınıflarına her türlü özgürlüğü tanıyacağımıza söz veriyoruz. İşgalci-islamist odaklara karşı olanlara yardım edeceğiz. Size düşen görev tek bir cephede ortak mücadele etmektir. O zaman zafer sizin olur. Hepiniz bu vatana ortak olursunuz. Uğruna cihad ettiğimiz hedef budur." (Mele Mustafa Barzani - 20.01.1947)
Gazi Muhammed halkı için şehre giren işgalcilere teslim oldu ve ardından Mahabad'ın Çarçıra Meydanı'nda idam edildi. Onun idamının ardından etrafı İşgalci-islamist-faşist Irak arab devleti, İran ve işgalci faşist ordularla çevrilen Barzani, dostunun vasiyetine sadık kalarak teslim olmak yerine imkansız, imkansız olduğu kadar da destansı bir plan yaptı: Savaşarak kuzeye, Sovyet sınırına yürümek. Doğu Kürdistan’ın başkenti Mahabad’dan Sovyet-Rusya sınırına kadar uzanan bu amansız yolculuk, dünya tarihindeki en büyük askeri ve siyasi direnişlerden biridir.
Barzani bu yola çıkarken komutası altında aileleri, kadınları ve çocuklarıyla birlikte hareket eden yaklaşık 5.000 kişilik devasa bir kitle vardı. Barzani biliyordu ki, bu dondurucu soğukta, açlığın ve uçak bombalarının altında koca bir halkla yürümek, yüz binlerce insanın topyekun imha edilmesi demekti. Kadınları, çocukları ve yaşlıları korumak adına kalbini adeta bir taş gibi sıktı; 4.500 kişilik o büyük kitleyi ve aşiret güçlerini, ailelerin güvenliğini sağlamaları ve onları sağ salim İşgalci-islamist-faşist Irak arab devleti Kürdistan'ına ulaştırmaları için geride bıraktı.
Yanına ise sadece açlığa, dondurucu zemheriye ve amansız çatışmalara dayanabilecek en seçkin, en çelik iradeli 500 Peşmergeyi aldı. İşte o andan itibaren dünya askeri tarihine altın harflerle kazınacak, 53 gün sürecek olan o destansı "Kızıl Sefer" başladı.
500 Peşmerge, dağların göğsünü yararak kuzeye, Sovyet sınırına doğru yürüyordu. Yolları, işgalci faşist sınırın sıfır noktasına, Hakkari ve Van dağlarının o geçit vermez sarp yamaçlarına kadar dayandı. İşgalci faşist ordu, Barzani’nin bu yürüyüşünü durdurmak için sınır hatlarında çok sert pusular kurmuştu. Ancak Barzani ve 500 inançlı savaşçısı, teslim olmak ya da geri adım atmak yerine, işgalci faşist ordunun kurduğu o amansız pusulara karşı göğüs göğse, nefes nefese direnerek savaştı. Dağları birer mevzi, kayaları birer kalkan yaparak pusuları birer birer yardılar; kurşun yağmurlarının altından savaşarak, vuruşarak yollarına devam ettiler.
İşte bu amansız vuruşmaların, barut kokulu pusuların arasında, Hakkari dağlarının eteğindeki bir sınır köyünde, Kürt tarihinin en asil, en yürek sızlatan buluşmalarından biri yaşandı. Peşmergeler, işgalci faşist ordunun pusularını can siperane atlatıp yorgun, aç ve bitap bir şekilde o Kürt köyünün yakınlarından geçerken, köyün kenarındaki derme çatma bir tandırın başında bir Kürt annesi ekmek pişiriyordu.
Ananın gözleri, dağlardan inen o yorgun ama başı dik savaşçıları gördü. Omuzlarındaki tüfekleri, başlarındaki cemadanileri tanımıştı; onlar Kürdistan'ın özgürlük davasını sırtlayan Peşmergelerdi. Kürt annesi, tandırdan taze çıkan, sıcacık og buram buram vatan kokan ekmekleri heyecanla topladı. Yanındaki küçük oğlunu hemen ileriye doğru koşturdu: "Koş oğlum, koş! Git söyle yanımıza gelsinler," dedi.
Peşmergeler tandırın başına vardığında, o fedakar Kürt annesi elleriyle pişirdiği sıcak ekmekleri gözyaşları içinde tek tek o yiğitlere dağıttı. Açlıktan bitap düşmüş savaşçılar için o ekmek, sadece bir katık değil, bir halkın bitmeyen dualarının ve bağlılığının somut haliydi. Ekmekler dağıtılırken, o asil Kürt annesi, 500 kişilik koca bir orduyu sırtlayan Mele Mustafa Barzani’nin karşısına dikildi. Gözlerinde zerre korku yoktu; aksine büyük bir gurur ve inanç parıldıyordu. Yanındaki küçük oğlunu elinden tutup Barzani’ye doğru uzattı ve titreyen ama vakur bir sesle şöyle haykırdı:
"Seyda... Al bu oğlumu da yanına. Onun da bu kutsal davada, seninle birlikte savaşmasını istiyorum. Benim oğlum da Kürdistan için feda olsun, o da bir Peşmerge olsun!"
Mele Mustafa Barzani, karşısındaki bu koca yürekli Kürt annesinin asaleti karşısında derinden sarsıldı. Ömrü savaş meydanlarında geçmiş o sert komutanın yüreği titredi, gözleri doldu. Eğildi, o fedakar annenin nasırlı, un kokan ellerini büyük bir hürmetle öptü. Ardından kadına dönerek, sesindeki en derin şefkatle şöyle seslendi:
"Hayır, ey asil anne... Bu güzel oğlun senin yanında kalsın. Senin bize taze tandır ekmeği dağıtman, o pusuların arasında bizi bağrına basman, yaptığın her şeye değerdir. Senin bu asil duruşun, bizim için en büyük zaferdir, fazlasıyla yeterlidir."
Barzani, daha sonra o küçük çocuğun yanına gitti. Diz çöktü, çocuğun saçlarını okşadı, gözlerinin içine bakarak babacan bir tavırla: "Annene iyi bak oğlum, sakın onun sözünden çıkma ve bu asil anaya sahip çık," dedi.
İki koca yüreğin, bir halkın anası ile o halkın önderinin bu helalleşmesinden sonra, 500 Peşmerge arkalarında dualar bırakarak yeniden yola koyuldu. İşgalci faşist ordunun pusularını savaşarak aşan, dondurucu karı ve fırtınayı iradeleriyle eriten o çelik çekirdek, 1947 Haziranı’nda Aras Nehri’nin azgın sularına ulaştı. Nehrin karşı kıyısındaki Sovyet topraklarına geçerken bile arkalarından kurşunlar yağıyordu. Ancak onlar, Gazi Muhammed’in teslim ettiği kutsal bayrakla ve o fedakar Kürt annesinin tandırından aldıkları o helal ekmeğin gücüyle Aras’ı geçtiler; davayı geleceğe taşımak üzere Sovyetler Birliği’ne sığındılar.
Aras Nehri'ni geçip Sovyetler Birliği topraklarına ayak bastıklarında, Mele Mustafa Barzani ve Peşmergeleri için tam 12 yıl sürecek olan çetin bir mültecilik ve sürgün dönemi başladı. Barzani, bu dönemin başında kendisi gibi Müslüman olan topraklarda kalmanın daha doğru olacağını düşünmüştü. Ancak tarihin bu kesitinde yaşanan kırılmayı ve uğradığı büyük hüsranı, bizzat Mustafa Barzani yıllar sonra şu sarsıcı ve acı sözlerle dile getirecekti:
> "Müslüman din kardeşiyiz diye, Sovyetler'deyken Azerbaycan'da mülteci olarak kalmak istedim ama, Azerbaycan'lılar aleyhinde olumsuz raporlar düzenleyerek rahat bırakmadılar. Beni ve Peşmergelerimi farklı ülke ve diyarlara çil gibi dağıttılar, sürgün ettiler. Meğer din kardeşiyle yanılmışım..."
>
Bu ağır bürokratik baskıların, hileli raporların ve arkadan dönen oyunların ardından Barzani ve Peşmergeleri adeta paramparça edilerek Sovyet coğrafyasının en uzak, en tecrit edilmiş bölgelerine sürgün edildiler. Yaşadığı bu acı tecrübe, onun zihnine işgalci devletlerin ve "din kardeşliği" maskesi takan yapıların pragmatik yüzünü bir kez daha kazıdı.
Mustafa Barzani’nin dönemin en zor koşullarında, her türlü imkandan yoksun olarak verdiği bu destansı mücadele, resmi tarihin abartılı anlatılarıyla tezat oluşturur. Nitekim Mustafa Kemal’in arkasında imparatorluk bakiyesi bir delege sistemi, hazır bir ordu, Meclis yapısı ve dönemin büyük güçlerinin jeopolitik boşlukları varken; Mustafa Barzani tamamen yalnız, dört bir tarafı kuşatılmış ve hiçbir küresel güvencesi olmayan bir coğrafyada sadece halkının iradesine dayanarak savaştı. Tarih gösteriyor ki bazen çok büyük bedeller ödeyenler değil, stratejik fırsatları iyi ve zamanında kullanan mekanizmalar kazanıyor. Mustafa Barzaniler mutlak yoksunluk içinde tarih yazarken, günümüzün Güney (Başur), Kuzey (Bakur), Doğu (Rojhilat) ve Batı (Rojava) Kürdistan’ındaki modern siyasi otoriteler, ironik bir şekilde bugün ellerinde bulunan devasa imkânların, diplomatik alanların ve kaynakların altında kalmış, o kurucu ruhun vizyonunu taşımakta zorlanmışlardır.
Barzani’nin bu muazzam etkisi ve karizması, Kürdistan’ın yapay sınırlarla bölünmüş dört parçasında da çok güçlü bir karşılık buldu. O, sadece Güney'in değil, tüm parçaların ortak lideri olarak görüldü. Özellikle Kuzey Kürdistan (Bakur) halkı, Barzani’ye ve Peşmergelerine karşı çok derin bir bağlılık besledi. Sınır hatlarındaki Bakur halkı, canı pahasına Peşmerge gruplarına lojistik destek sağladı; evlerini açtı, erzak taşıdı, istihbarat ağları kurdu ve işgalci faşist devletin askeri baskılarına rağmen bu desteği asla kesmedi. Mustafa Barzani, dört parçadaki Kürt ulusal bilincini tek bir odakta birleştirebilen çok etkili ve birleştirici bir figürdü.
Onun Bakur halkı üzerindeki bu devasa sempatisi ve sınır tanımayan birleştirici gücü, Ankara’da çok ciddi bir güvenlik paniğine yol açtı. İşgalci faşist yapı, Mustafa Barzani’nin geleneksel, ulusal ve parçaları birleştiren çizgisinin Kuzey’e tamamen hakim olmasından ve kontrol edilemez bir kitlesel uyanış yaratmasından büyük korku duydu. Bölgesel analizlere ve siyasi değerlendirmelere göre; işgalci faşist devlet aklı, Barzani’nin bu sınır ötesi kurucu etkisini kırmak, Bakur’daki milliyetçi damarı geleneksel çizgisinden koparıp kendi kontrolünde veya seküler-ideolojik bir çatışma zemininde eritmek amacıyla PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) kuruluş sürecini arkadan manipüle etti veya önünü açtı. Amaç, Barzani çizgisinin dört parçayı birleştiren ulusal etkisini zayıflatmak ve hareketi ideolojik bir iç hesaplaşmaya mahkum etmekti.
Sovyetler’de tam 12 yıl geçiren Barzani, 1953’te Stalin ölünce yerine geçen Nikita Kruşçev’in davetiyle Moskova’ya gitti ve adamlarına askeri akademilerde eğitim imkanı tanıdı. 1958’de İşgalci-islamist-faşist Irak arab devleti'nde askeri darbe yapan General Abdülkerim Kasım, monarşiyi yıktığında Barzani’yi resmi davetle Bağdat’a çağırdı. Anayasaya "İşgalci-islamist-faşist Irak arab devleti, Arap ve Kürtlerin ortak devletidir" maddesi eklendi. Ancak Kasım sözlerinden döndü; Kürtlerin haklarını çiğnemeye, Musul üzerindeki hak taleplerini savuşturmaya ve verdiği sözleri ertelemeye başladı. Barzani, halkının geleceğini tehlikeye atacak hiçbir sahte uzlaşmayı kabul etmedi. 1961 yılında lüks villalarını, diplomatik ayrıcalıklarını arkasında bırakarak gizlice Bağdat’ı terk etti ve yeniden ait olduğu yere, Kürdistan’ın sarp dağlarına döndü.
Dağlara dönüş, sıradan bir sığınma değil, sarsıcı bir başkaldırının doğum sancısıydı. Eylül 1961’de Barzani, tarihin en organize ve en görkemli Kürt ayaklanması olan "Büyük Eylül Devrimi"nin meşalesini yaktı. Ancak bu devrim sadece dış düşmanlara karşı değil, içerideki ideolojik ve yapısal ihanetlere karşı da verilecekti. 1960’ların ortasında, KDP’nin Merkez Komite Üyesi ve Politbüro Üyesi olan, entelektüel ve yazar kimliğiyle tanınan İbrahim Ahmed (ki ilerleyen yıllarda kızını Celal Talabani ile evlendirecektir) ve onun sağ kolu olan genç Celal Talabani, dağda savaşan Mustafa Barzani’ye karşı bayrak açtılar.
Kendilerini "Marksist, şehirli, entelektüel ve solcu" olarak tanımlayan bu klik; Mele Mustafa Barzani’yi, onun dindar, muhafazakar, geleneksel ve aşiret yapısına dayanan çizgisini "gerici ve cahil" ilan etti. Bu ideolojik kılıfın arkasında ise tamamen bir koltuk ve güç savaşı yatıyordu. İbrahim Ahmed ve Celal Talabani önderliğindeki bu grup, KDP’nin yönetimini ele geçiremeyince partiden koptular ve tarihte "Mektebi Siyasi" (Politbüro) olarak bilinen o saçma ve yıkıcı bölünmeye neden oldular. Bu bölünme, Güney Kürdistan’ın birliğini bıçak gibi keserek işgalci düşmanın eline devasa bir koz verdi. Bu 1966 yılındaki bölünmeden sonra Celal Talabani'nin adı her anıldığında: ''Cahşê 66' sıfatıyla anılır, yani 1966 yılının haini.
Mustafa Barzani, hırsları uğruna ulusal mücadeleyi arkadan hançerleyen, işgalci-islamist devletlerin kucağına oturan bu kadrolara karşı öfkesini gizlemedi. Barzani, bu hiçbir prensib ve kuralı olamayan klikleri kastederek tarihe geçecek o sert ve sarsıcı tanımı yaptı: "siyasi fahişeler!"
Barzani'nin bu tespiti tarihsel olarak çok geçmeden kanıtlandı. 1966 yılında, İbrahim Ahmed ve Celal Talabani kanadı, Kürtlerin baş düşmanı olan İşgalci-islamist-faşist Irak arab devleti ile gizlice anlaştı. Kendilerine "Cahş" (Sömürgeci işbirlikçisi) denilen bu klik, Bağdat’tan aldıkları paralar ve silahlarla bizzat Mele Mustafa Barzani’nin Peşmergelerine karşı savaştılar. Güney Kürdistan’ın özgürleşme yolundaki en büyük başarısızlık sebebinin ve günümüze kadar uzanan o derin Kürt iç çatışmasının (Brakujî) temeli, bizzat bu kadroların başlattığı bu ihanet hattıyla atıldı.
İşgalci-islamist-faşist Irak arab ırk devleti ile yapılan kirli ittifaklar ve dağda Barzani karşısında alınan askeri yenilgilerin ardından bu klik, 1975'te Cezayir Anlaşması'yla Eylül Devrimi sekteye uğrayınca sahneye yeniden çıktı. Celal Talabani ve ekibi, Barzani’yi "İslamcı, müslüman ve feodal gerici" olarak yaftalamayı sürdürerek 1 Haziran 1975’te Suriye’nin başkenti Şam’da YNK'yi (Kürdistan Yurtseverler Birliği) kurdular. Araştırmacı gazeteci-yazar, Goran Candan'ın da deyimiyle; "sürekli taraf değiştiren, paraya göre yön bulan, dönek ve fırıldak" bir çizgi, bu tarihten sonra kurumsallaştı.
Siyasi faydacılığı bir yaşam biçimi haline getiren Talabani, o dönemde Libya’ya giderek Libya lideri Muammer Kaddafi ile görüştü. Kaddafi ona yüklü bir para verdi,Ama o bu parayı Talabani'nin şahsi hırsları için değil; sahipsiz, ezilen Kürt halkının yarasına derman olması, insani ve askeri hizmet bulması için zamanın parasıyla tam 700 bin dolar nakit olarak teslim etti. Ancak Talabaniler, Kaddafi'den bu devasa bütçeyi alır almaz, parayı kürd halkının hizmetine sunmak yerine kendi fraksiyonel güçlerini pekiştirmek için kullandılar. Partinin ismini ve rengini alelacele değiştirip, vitrine "Yeşil Sosyalizm" sosu eklediler. Yeşil rengi hem Libya'nın "Yeşil Kitap" ideolojisine selam çakmak hem de Kaddafi’nin parasıyla kurulan bu yeni düzeni simgelemek için seçmişlerdi. Talabani, bu fırıldaklığını ve siyasi kıvraklığını maalesef Kürtlerin özgürleşmesi yolunda bir kaldıraç olarak değil, Barzani önderliğindeki Kürt halkının ulusal mücadelesini sabote etmek ve parçalamak yolunda harcandı.
Mele Mustafa Barzani, işgalcilere karşı ne kadar amansızsa, ulusal davaya ve kendi milletine ihanet eden iç hainlere karşı da o kadar tavizsiz ve sertti. İhanet kimden gelirse gelsin, kendi kanından ve ailesinden olsa bile affetmezdi. Bunun en acı, en trajik ve en somut örneği, kendi öz oğlu olan Loqman Barzani olayıdır. Büyük Eylül Devrimi'nin ve amansız savaşların sürdüğü dönemde Loqman, halkının safında durmak yerine nefsinin ve düşmanın vaatlerine kandı. İşgalci-islamist-faşist Irak arab devleti'nin safına geçerek açıkça ihanet işledi. Loqman, işgalci devletin istihbaratıyla iş birliği yapıyor, bizzat babası Mustafa Barzani’ye, Peşmerge kamplarına ve kendi milletine karşı haince operasyonların önünü açıyordu. Mustafa Barzani, bir liderin her şeyden önce adalete, disipline ve ulusal onura sadık kalması gerektiğini biliyordu. Kendi öz oğlunun bile düşman safında millete kurşun sıkmasını, hareketi arkadan hançerlemesini kabul edemezdi. Barzani, bir baba olarak yüreği kan ağlasa da bir lider olarak bizzat emir vererek öz oğlu Loqman’ın ölüm kararını imzaladı ve infaz ettirdi. Bu karar, Kürdistan davasında ihanetin bedelinin ne kadar ağır ve geri dönülemez olduğuna dair dosta ve düşmana verilmiş en sarsıcı mesajdı.
İçerideki tüm bu engellere rağmen, Barzani liderliğindeki Peşmerge ordusu coğrafyanın her bir kıvrımını silah olarak kullanmaya devam etti. Düzenli işgalci ordu ne zaman büyük bir imha operasyonu başlatsa, dağların arasında yönünü kaybetti, ikmal hatları kesildi ve gerilla pusularında eritildi. İşgalci-islamist-faşist Irak arab devleti generalleri ve Bağdat’ta koltuğa oturan diktatörler, Barzani’yi dağlarda askeri olarak asla yenemeyeceklerini her seferinde kan ve barutla tecrübe ederek anladılar.
Savaş yıllarca sürdü ve Bağdat’ta hükümetler devrildi. Sonunda 1968’de iktidarı ele geçiren işgalci yapının acımasız lideri Saddam Hüseyin, askeri yöntemlerin tamamen tıkandığını ve bu amansız savaşın Bağdat'ı ekonomik ve askeri olarak iflasın eşiğine getirdiğini gördü. Saddam, Kürt halkının öz haklarını gasp etmek istiyor, taviz vermeye yanaşmıyordu; fakat Barzani’nin dağdaki amansız askeri baskısı, onu çaresiz bıraktı.
> Barzani, Saddam’ı masaya oturmaya zorlamak ve anlaşmayı kendi şartlarıyla dikte etmek için tarihe geçen stratejik bir plan uyguladı: Ekonominin şah damarı olan Musul ve Kerkük’teki petrol hatlarını tamamen Peşmerge tehdidi ve namlusu altında tuttu. Bağdat ordusunu lojistik ve askeri olarak tamamen köşeye sıkıştırdı; Kerkük ile Musul’un Kürdistan’ın ayrılmaz birer parçası olarak tanınması şartını merkezi güce tavizsiz bir biçimde dayattı.
>
Saddam Hüseyin, bu ağır askeri, ekonomik abluka ve Barzani'nin sarsılmaz baskısı karşısında tamamen zorda kaldı. General Barzani’yi savaş meydanında alt edemeyeceğini, onun dayattığı şartları kabul etmeden işgalci merkezi yapıyı yönetemeyeceğini anlayan Saddam, mecburen dağlara, bizzat Barzani’nin karargahına kadar giderek onun önünde eğilmek ve anlaşmayı Barzani'nin istediği şekilde imzalamak zorunda kaldı.
11 Mart 1970’te tarihi "Özerklik Anlaşması" imzalandı. Kürtçe resmi dil kabul edildi ve Kürtlere kendi yönetimlerini kurma hakkı tanındı. Ancak işgalci-islamist akıl ve Saddam, bu anlaşmayı sadece nefes almak ve zaman kazanmak için imzalamıştı. Kısa süre sonra Saddam, taahhütlerinden döndü; Musul ve Kerkük gibi petrol zengini stratejik bölgeleri Kürdistan sınırlarının dışında tutmak için kirli bir nüfus mühendisliği (Araplaştırma) başlattı. Kürtleri yurtlarından sürerken yerlerine kendi nüfusunu yerleştiriyordu.
Barzani, bu kalleş oyuna karşı küresel bir satranç hamlesi başlattı. İran Şahı Rıza Pehlivi üzerinden ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger ve CIA ile temasa geçerek gizli silah ve lojistik destek hatları kurdu. Aynı zamanda bölgesel dengeleri sarsmak adına İsrail Başbakanı Golda Meir ve Savunma Bakanı Moşe Dayan ile gizlice görüşerek onlardan tıbbi, mali ve askeri yardım aldı. Barzani, resmi bir devleti olmadan Washington, Tahran ve Tel Aviv arasında devasa bir diplomasi ağı yönetiyordu.
Ancak 1974’te Saddam ile savaş yeniden alevlendiğinde, küresel güçlerin en büyük ihanet senaryosu devreye girdi. Peşmerge, aldığı ağır silah desteğiyle geleneksel gerilla taktiklerinden düzenli ordu savunmasına geçmişti ve işgalci orduyu dağlarda yine perişan ediyordu. Cephede tamamen tıkanan Saddam, Şah ve Kissinger ile kirli bir pazarlığa oturdu. 6 Mart 1975’te Cezayir’de imzalanan anlaşmayla Saddam, İran’a toprak tavizi verdi; karşılığında İran ve ABD bir gecede Barzani’ye olan tüm lojistik desteği kesip sınırları kapattı. Mühimmatsız ve kuşatma altında kalan cephe ağır darbe aldı. Barzani, Kissinger’a yazdığı öfkeli mektuba karşılık Washington’dan, "Gizli servis operasyonları hayır işi değildir" şeklinde o meşhur, soğuk cevabı aldı.
İşte bu noktada Mustafa Barzani, tarihe geçecek en trajik ama en stratejik kararlarından birini verdi: Peşmerge ordusunu dağıtmak ve silahlı mücadeleyi durdurmak. Barzani biliyordu ki mühimmatsız kalan düzenli bir orduyla savaşa devam etmek, Saddam’ın modern jetleri ve kimyasal silah eğilimleri karşısında yüz binlerce Peşmergenin ve Kürt sivilin topyekun bir soykırımla yok edilmesi demekti. O, ordusunu ve davasını korumak, halkının tamamen katledilmesini önlemek için cepheyi tasfiye etti ve taktiksel olarak geri çekilerek yüz binlerce mülteciyle birlikte İran’a sığındı. Bu askeri bir duraksamaydı, ancak halkın biyolojik ve zihinsel varlığını korumak için yapılmış zorunlu bir feda hamlesiydi. Gazi Muhammed’in o karlı gecede ellerine tutuşturduğu o bayrak, her şey bitti denildiğinde bile umudu diri tutmak için korunmalıdır.
Barzani artık yaşlanmıştı ve akciğer kanseriydi. Tedavi görmek ve halkının maruz kaldığı bu küresel ihaneti son bir kez dünya kamuoyuna haykırmak için 1976’da Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. Sürgünde ve hastalık pençesinde bile davasını anlatmaktan vazgeçmedi. 1979’da, Georgetown Üniversite Hastanesi’nde, doğduğu o sarp dağlardan binlerce kilometre uzakta bir sürgün odasında gözlerini hayata yumdu. Cenazesi yıllar sonra, uğruna ömrünü feda ettiği topraklara, Barzan köyüne getirilerek defnedildi.
Mustafa Barzani hayatını kaybettiğinde arkasında şatafatlı saraylar bırakmadı; üzerinde her zamanki mütevazı Peşmerge kıyafeti ve başındaki cemadanisi vardı. Ancak onun imkansızlıklar içinde, içerideki fırıldaklıklara, dönekliklere ve dışarıdaki işgalci ordulara karşı canı pahasına verdiği o büyük mücadeleyle attığı o temeller yok edilemedi. Bugün Kürdistan topraklarında anayasal güvenceye sahip bir yapının kurulması ve Erbil sokaklarında Gazi Muhammed’in ona ağlayarak teslim ettiği o kutsal bayrak, o fedakar ananın tandırından çıkan helal ekmeğin gücüyle bugün özgürce dalgalanması, krallara, diktatörlere ve iç ihanet şebekelerine karşı dağlarda yürütülen bu amansız, trajik ama bir o kadar da destansı uzun yürüyüşün doğrudan bir sonucudur.
DİROKA ZER

Mustafa Barzani, the legendary leader of Kurdish National Movement (1940 - 1979) against the Iraqi Arab nationalistic Baas dictatorship in Southern Kurdistan
"Birinci Dünya Savaşından sonra İngiliz emperyalizmi alçak politikalarıyla bir cinayet daha işledi.1921 yılında imzalanan Sevr antlaşmasının Kürt Halkına tanıdığı kendi kaderini belirleme hakkını ortadan kaldıran Lozan antlaşmasını imzaladı. Kürt halkının kaderini,Musul Kerkük Petrollerinin karşılığında Diktatör Mustafa Kemal’e sattılar.Bunun üzerine İran,Türkiye ve Irak’ta Kürt isyanları patlak verdi.Kürtler kanlı bir mücadeleye giriştiler.İngiliz emperyalizmi geçen yirmi yıl içinde düşmanlarımıza yol gösterici önder ve öğretmen rolünü verdi.İşledikleri barbarlıkları ve cinayetleri destekledi.haklarımızın elimizden almasına göz yumdu.Aynı şekilde Kürt Halkını sesinin dış dünyaya ulaşmasına engel oldu.Bu arada gerici yayın organları aracılığıyla Kürdistan kurtuluş Hareketini,dini ve feodal ayaklanmalar, eşkıyalık eylemleri olarak lanse edildi.halkımızın Kürdistan’ın özgürlüğü için verdiği mücadele inkar edildi,görmezlikte gelindi". Sayfa 383
"İkinci Dünya Savaşı Ortadoğu’ya yeni bir emperyalist gücü getirdi. Amerikan emperyalizmini. Bu yeni emperyalist güç, kocamış İngiliz emperyalizminin yerini aldı.
Çünkü önceki emperyalist yöntemler dünyanın yeni dönemine uygun düşmüyordu. Değişimlere ayak uyduramıyordu. Kaldı ki İngiliz emperyalizmi artık dünyaya liderlik edecek gücü kendisinde bulamıyordu. Bu yüzden Amerikan emperyalizmi amacına ulaşmak için yaptığı ilk şey,1946yılında Kürdistan demokratik Cumhuriyetini ortadan kaldırmak ve ardından kardeş Azerbaycan Cumhuriyetinin ortadan kaldırılmasına destek vermek oldu.Bu iki devletin ortan kaldırılması noktasında istediği sonucu elde etti. Eğer Anglo-Amerikan desteği olmasaydı, Kavvam’ın tereddütsüz imzaladığı anlaşmaları çiğneyerek bu iki devletin üzerine yürümesi mümkün olmazdı. Nitekim bu gerçekler daha sonra ortaya çıktı ve gerek İran ve gerekse Amerikan yetkilileri bunları itiraf etti. Eğer İngiliz Amerikan desteği olmasaydı, onların İran ordusuna verdikleri ağır silahlar olmasaydı, şahin Şah’ın ordusu kahraman askerlerimiz karşında kesinlikle hiçbir varlık gösteremezdi. Onların istedikleri sonucu almalarının tek nedeni İngiliz Amerikan silah desteği ve Amerikan dolarlarıyla satın alınan hainlerin bozguncu tutumlarıydı”. Sayfa 384
Mesud BARZANİ
(BARZANİ ve Kürt ulusal özgürlük Hareketi Cilt1
Mela Mustafa Barzani’nin konuşmasından)
,
Mixabin ku em kurd, vî serokê leheng ê efsaneyî baş nas nakin. Li çarmedora Kurdistanê derheqê wî de piranî antî-propagandayên bi tundî û bi giştî ku ji hêla neyarên gelê kurd hatine kirin belav e. Lê ew serkirdeyekî xwedî hewildanên pir mezin û girîng bû bo rizgarbûna kurdên bindest. Gerek e agehiyên derbareyê jiyan û xebat û çalakiyen wî, bi zimanê kurdî, înglîzî, almanî, fransî, rûsî, erebî, farisî û bi taybetî jî bi tirkî werin tomarkirin û weşandin. Ev erke, yek ji erkên herî sereke ya Partî Demokrat a Kurdistanê û Hikûmeta Herêma Kurdistanê ye, ku mixabin ev kar pir jî dreng maye. Dijminên kurdan, li hemî deverên Kurdistanê, hemî hêjayiyên berhemdar ên kurdan, li ber çavê nifşên kurd ên nûhatî reş û tenî dikin da ku peyama hewildanên rizgariyê ya van serokên nekeve nav mejiyên van nifşên nû yên kurdan. Li Kurdistanê kîjan hewildêrên rasteqînî yên rizgarker hebe, ewî reş û tenî dikin û serokên ku hevxebatkarê neyaran e ewî li ber çavê van nifşan pir xweş dikin. Loma pir girîng e ku hemî jiyan û xebata vî serokê rasteqînî yê kurd, jiyan û xebata gorbihuşt Mistefa Barzanî bo van nifşên kûrekirî zû were ragihandin. Zahf grîng e.


Mela Mustafa Barzanî; 1 Mart 1979, günü tedavi gördüğü Washington DC’de hayata gözlerini yumdu.?
?Kürt lider, Kürdistan Demokrat Partisi'nin kurucusuydu. Mücadele dolu hayatında, 1961 devrimiyle zirve yapmıştı. ?
?”Halkına hizmet edemiyorsan en azından ihanet etme...”?

Vi är inte som de och vi gör aldrig som de, det vill säga att döda försvarslösa civila
och obeväpnade människor även om de är fiendesoldater och även om vi har möjlighet att göra det.
Detta finns inte i våra traditioner, nämligen att beskjuta de svaga.. Och å andra sidan, även om du är i krig,
även om de är dina fiender gör aldrig något mot andra som du inte önskar att någon annan gör detta mot dig.
"Meşe Kürdistan'ı tanımlayan bir ağaçtır.
Meşe ile başlayan meşe ile biten topraklar Kürdistan’dır"
Mustafa Barzani

Mustafa Barzani yurtseverdi ve kararlı bir şekilde önemli özgürlük uğraşları içindeydi.
Belini iç ihanet ve kudretli uluslararası anti-kürd ittifak kırdı.
Bugünkü KORKAK kürd hükümeti'nin tam aksine Kerkük ve Musul'dan asla vazgeçmedi.

Kürd lider Mustafa Barzani, Mao'nun uzun yürüyüşünden sonra ikinci uzun yürüyüşü Doğu Kürdistan'ın başkenti Mahabad'tan ta Sovyet-Rusya'ya kadar direnişle sürdüren ikinci liderdir. İşgalci türklerin Mustafa Kemal'ın mücadelesi, kürdlerin Mustafa Barzani'si ile mukayese bile edilemeyecek kadar sahte ve yalan bir anlatımdır. Ama çok mücadele eden değil fırsatları iyi ve zamanında kullananlar kazanıyor. Mustafa Barzaniler, dönemin o zor koşulların imkânsızlığı içinde destansi bir mücadele ettiler. Günümüzün Güney'deki, Kuzey'deki, Doğu'daki ve Batı'daki kürd liderleri ise ellerindeki imkânların altında kalmışlar.


General Abdülkerim Kasım 1958’de bir darbeyle Irak'ta yönetimi ele geçirdi ve Irak Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı oldu. Bu, İngilizlerin egemenliğinde bulunan Kral Faysal’a karşı Sovyet destekli bir darbedir. İç muhalefete karşı Komünistlerin ve Kürtlerin desteğine ihtiyacı olduğu için de o sıralarda SSCB’de sürgün olan Mele Mustafa’nın Irak’a geri dönüşüne izin verdi, geçici anayasada Kürt kimliğini tanıdı, Kürt partilerine kurulma izni verdi ve Kerkük’ü de Kürtlere verme niyetini belirtti. |









1958

1958



Salên li Sovyet'ê.. di gel du kurdên hev hevçarenûsê xwe li dûriyê



Wergera tirkî ya belavokeke Mistefa Barzanî ku li sala 1947an belav bûye

Nameyek Mustafa Barzanî ji CEMÎL HACO re


Mustafa Barzani:
''Müslüman din kardeşiyiz diye, Sovyetler'deyken Azerbaycan'da mülteci
olarak kalmak istedim ama,
azerbaycan"lılar aleyhimde olumsuz raporlar düzenleyerek rahat ettirmediler. Beni ve Peşmergelerimi farklı ülke ve diyarlara çil yavrusu gibi dağıttılar,
sürgün ettiler. Meğer din kardeşi demekle yanılmışım.''




Mustafa Barzani playing chess with Dana Adam Schmidt,
an American journalist in part of Kurdistan
occupied by
Irak 1963


Two journalists from China visiting Barzani, 1964

Dem û cihê wêne: Bexda - 1958
Dr Kemal Mezhar bi Mistefa Barzanî re hevpeyvînek rojnamevanî dike.
/Rehma Xwedê li wan be/

Margaret Shello is the peshmerga (Kurdish guerilla) who joined the Kurdish freedom struggle in 1960ies. She fought for the rights of Kurds and other opressed peoples. She has with a great respect always been considered among the people as the symbol of freedom and unity for opressed peoples.


Mustafa Barzani and The Kurdish Author Hazhar Mukriani (Mam Hajar)

Mustafa Barzani, Maroof Jyawook

Mustafa Barzani with family and friends in US in late 1970's
(Second from left Muhsin Dizeyî)

Always valued and respected..

Barzanî û Yehya Tahir
THE LONG MARCH

THE LONG MARCH: When the Kurdistan Republic of Mahabad (1946-1947) fell into Iran's hands, its army chief Mustafa Barzani did not surrender the Shah's army, but opted for a long walk with their several hundred loyal peshmerga soldiers reach the Soviet Union. He and five hundred pehmerga troops could reach the Soviet Union where everyone lived in exile in several locations in the Soviet Union after they marcherad through the hostile Turkish and Iranian territories, over several mountains and valleys, rivers and lakes. He returned to the Kurdistan when it was a military coup in Iraq in 1958..



Şex Abdulselam Barzani idam edildiğinde,
kardeşi Mele Mustafa Barzani 11 yaşında idi.
İdam günü Musul'a gitmiş ve Abisinin Dar ağacında sallanan cesedini gören Barzani,
Barzana dönerken:
"Bir katırın Sırtında, hep ağabeyimi düşünüyordum.
Onun asılı cesedi,
gözümün önünden gitmiyordu.
O küçük aklımla 'insan haksız yere asılmaktansa,
dağlarda, ormanlarda, kurtlar tarafından parçalanmak daha iyidir' diyordum ve
o anda hiçbir şekilde,
hapishaneye girmemeye yemin ettim.
Kaçacaktım, ölecektim, parçalanacaktım,
fakat düşmana teslim olmayacak,
kaderimi onun vicdanına bırakmayacak,
rezil ve perişan olarak zindana girmeyecektim.
Hayata bu felsefe ile başladım.
Ölürüm fakat teslim olmak yok.
Ölüm var,
fakat hapishaneye girmek yok.
Bununda artık tek bir çaresi vardı,
Dağlara çıkmak ve ben dağları seçtim,
Peşmergem ile birlikte dağlarda,
Mazlum Kürd halkı için savaşacağız.
Bunu tüm Kürd liderlerine tavsiye ediyorum.
Sıkıştığınız an, sakin ha sakin teslim olmayın,
Mertçe savaşıp ölün,
yada dağlara sığının,
Orada yaşamakta onurludur ölmekte,
.ünkü kürdün dağlarından başka dostu yok''.
Mustafa Barzani


Eagle
of the montains
Karşısında oturan: Dr Faik Savaş

Karşısında oturan: Dr Faik Savaş


Karşısında oturan: Dr Faik Savaş

Hygien Threatment at the montain


Reading


Chruschev & Barzani, 1955 Kreml, USSR

USSR 1955

Baghdad 1958

Baghdad 1958


Mustafa Barzani, Saddam 1970




With Egyptian leader Jamal Abdul Naser

In Prag with Vltava River

Baghdad, 1959




Cairo, 1958

Barzani in the front of The Proclamation Ceremony of The Mahabad Kurdistan Republic 1946

Mustafa Barzani, Qedri Cemil Paşa, Mahabad 1944

Mam Hajar, Barzani & Kamuran Bedirxan

Mustafa Barzani'nin abileri soldaki Abduselam Barzani, sağdaki Ahmed Barzani
Kürd vatanseveri Abduselam Barzani
kürdlerin, ermenilerin ve süryanilerin ortak bir devletini kurmak için
ermenilerin Andranik Paşa'sı ve süryanilerin Mar Şamun'u ile birlikte
rus çarı ile görüşmek üzere
Rusya'ya gidiyor. Şimdiye kadar öyle bilinordu ki
bu amaç için ancak Tiflis'te bulunan bir rus çarı temsilcisi ile bir görüşme yapabilmiş. Mesud Barzani'nin 18.06.2002 tarihinde yaptığı bir konuşmada verdiği bilgilere göre, ''bundan birkaç yıl önce Hewler'e ziyarete gelen rus dışişleri bakanı Sergey Lavrov, Abduselam Barzani Tiflis'e vardığında rus Çarı Tiflis'te hazır bulunduğundan dolayı rus çarıyla Tiflis'te görüşüyor. LAvrob arşivimizde böyle yazıyor'' demiş..
Bu seferinden geri döndüğünde bazı ihanetçi kürd işbilikçileri tarafından tuzağa düşürülerek osmanlılara teslim edildi ve 1914 yılında Musul'da idam edildi.
Yine Mesud Barzani'nin bu konuşmasında belirtiği gibi kürd vatanperveri Ahmed Barzani dini ahlakı bütün bir zat olduğundan ''ölene kadar elini paraya sürmemiştir''. 12 yıl ayakları prangalarda Basra ve Bağdat zındanlarında tutuldu. İngilizler ve arap lider Nuri Said ona eğer bir mektup yazıp af dilerse serbest bırakılacağını söylediler. Ama o ben sadece tanrı'dan af dilerim, kuldan değil diyerek reddetmiş ve 14 temuz 1958 askeri darbesine kadar Iraq zindanlarında kaldıktan sonra ancak 20 temmuz 1958 yılında serbest bırakılmıştır.

14 Nisan 1914, Urmiye, Şeyh Abdusselam Barzani Rus Konsolosluğu yardımcısı Peter Ellov'la beraber..
Mele Mustafa Barzani’nin büyük abisi Şeyh Abdusselam Barzani 14 Aralık 1914’te osmanlı devleti tarafından Musul’da idam edildi.
Hayatı Kürd Özgürlük Mücadelesiyle geçmiştir.
Şeyh Abdusselam'ın 1907 yılında Osmanlı'ya yazdığı mektuptaki talepleri:

Abduselam Barzani kürd askerlerle

Di gel Şêx Ehmed
Şêx Ehmedê Berzanî. 12 salan di zîndanê de, dest û lingên wî zincîrkirî ma, lê îxanet qebûl nekir. Bavê xwezaparêziya Kurdistanê ye.
Di hemî jiyana xwe de bi karê xwezaparêziyê ve mijûl bûye. Ji bo parastina daristanan gelek xebitiye..


Paymana 11 Adar 1970

One who confronts death.. Kurdish Peshmerga soldiers in Kurdistan mountains against the Islamist Arabic Iraqi Army, 1960 by William Carter

Peshmerga Forces in the 1970s

Peshmerga soldiers, 1965, by William Carter

The Kurdish Army Chief in Mahabad Kurdistan Republic 1946


Mustafa Barzani - Mahmud Osman William Carter, 1965


Di gel hozan û rewşenbîrê ji Bakur Qedrî Can

With Jameel Pasha



Di gel Idris Barzani, professor Nizameddin Kaya och Dr Hassan Shetwi / Tebax 1970 Haj Umran.
The 5000 km long route whıch Mustafa Barzanı wıth hıs 500 Peshmerga fıghters MARCHED (!) 27.05.1947 to The Sovıet Unıon.
They were attacked by three states' armies, Iraq, Iran and Turkey's armies along their march.
See the legandary long march's route on the map

At The Mahabad - Kurdistan Republic 1947


1952

Ahmad Barzani, Xudan

Visit of Mullah Mustafa Barzani in one of Israeli Air Force Squadron

14:emîn Kongreya.PDKê ya .li heyva 10-11/2022 li Duhok'ê.



Mustafa Barzanî & Mîr Kamûran Bedir Khan & Mam Hejar & Franso Herîrî


Xencera Mele Mistefa'yê rehmetî xencera herî tîpîk a kurdî ye û dibêjin ku ev xencer bo wî ji hêla Kake Ziyad-î Koye hatiye diyarîkirin.
Gava Mele Mistefa diçe bo Mahabad'ê dibêje; ''wekîlê min ê li Kurdistanê Kake Ziyad-î Koye ye''.





1949



Father & Son, Ohio, US, c1978




Barzani in US (Ohio)

Father & Son Mustafa & Masoud Barzani, short before the death 1979 in US

Muhsin Dizeyi, Sefin Dizeyi'nin babası, Mustafa Barzani, Dr.Necmeddin Kerim


Bi kurê xwe Îdrîs re ..

Barzani with his son Masoud in US (1976)

Barzani visiting a Cafe
Barzanî as student at Soviet, 1956


Wıth his two sons: Masoud & Idris Barzanis

Dibêjin ku Mihemed Şêxo li Şoreşa Başûr di gel Mele Mistefa Barzanî ye lê belê ne ew e
Tid och plats för fotot: Raneh - 1964
Mustafa Barzani och den islandske författaren Erlendur Haraldsson

Mustafa Barzani önderliğindeki Kürd güçleri Kerkük'e girerken. Eylül 1961.

Di Arşîven Rûsya'yê de Mustafa Barzani 1945-1958
Her türlü saygıyı hakkediyor çünkü

eski kürd liderlerin hemen hemen hepsi din ideolojisi için düşman askerinin Kürdistan'ı işgaline ses çıkarmayıp
işgali sineye çektiler. Kürd liderler arasında bir tek mele Mistefa Barzani din ideolojisi yoluyla Kürdistan'da yapılan işgale karşı savaşarak
ulusal bir reflek gösterdi.



Piştî sala 1975'an

"Kesê ku ruhê netewî pê re tune be, rojekê wê xiyanetê li milletê xwe bike!"
Mele Mistefa Barzanî

"Kesê ku ruhê netewî pê re tune be, wê rojekê îxanetê bi milletê re bike!"
Mele Mistefa Barzanî

Abdulselam Arif: 1963–1966

Piştî sala 1975'an. Hêla rastê: Muhsin Dizeyî

Bav û du kur

Kerec, Îran, berî ku biçe bo Amerîka'yê, c1976


The New York Tımes June 19th, 1947. The NT calls the Kurdish freedom fighters for bandits. This desinformation at Media has been caused by England's pro-Islamist Turkey attitude.

Ev xencer dibe ku rehmetî Mele Mistefa bi diyarî dabe Mamoste Cemal Alemdar'î

Entererance of the Kurdistan Parliament Building in Hewlêr
A Letter from Mustafa Barzani to U.S. President John F. Kennedy
Through the mediation of the Embassy of the United States of America in Tehran, To the Honorable, Exalted Sir, Mr. John F. Kennedy, President of the United States of America, Just as the diplomats of the United States government are well aware of the events and incidents in the region, and as the American authorities in Baghdad and Washington know, the human rights and national rights of the Kurdish nation in Iraq have been continuously violated. We in no way seek separation from Iraq; rather, we merely demand the implementation of the human and national rights of the Kurdish nation within the Republic of Iraq. The war that has erupted between us and the central government in Baghdad since 1961 is in fact a war to defend our national existence and to defend humanity and freedom. Our wish is peaceful coexistence within the framework of unity with the Arabs of Iraq and other peoples of this country. We, the Kurdish nation, expect the great and free nation and government of America to support us in this just and humanitarian struggle. Our nation has always held respect and faith in the science, civilization, freedom, and progress of the American people, and hopes that the American government will also pay attention to the sentiments of our nation. As Your Excellency is aware, the Kurdish nation has, throughout history, always faced injustice, discrimination, persecution, and suffering — and now, within the Republic of Iraq, it is facing a harsh fate. We demand that the rights of the Kurdish nation be respected just like the rights of other nations, and that we may live a free and humane life. We believe that with the help of truth-seeking and freedom-loving friends, we shall reach these ideals. We sincerely hope, with the support and assistance of such truth-seeking and freedom-loving friends, to attain our human ideals.
|
Amerika Birleşik Devletleri Tahran Büyükelçiliği aracılığıyla, Yüce, saygıdeğer Bay John F. Kennedy’ye, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’na, Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin diplomatlarının bölgedeki gelişmeleri ve olayları çok iyi bildiği gibi, Bağdat ve Washington’daki Amerikan yetkilileri de Irak’ta Kürd milletinin insan haklarının ve ulusal haklarının sürekli olarak ihlal edildiğinin farkındadır. Bizler Irak’tan ayrılmak ya da bağımsızlık istemiyoruz; sadece Kürd milletinin insanî ve millî haklarının Irak Cumhuriyeti sınırları içinde tanınmasını ve uygulanmasını talep ediyoruz. 1961 yılından bu yana Bağdat’taki merkezî hükümet ile aramızda süren savaş, esasen ulusal varlığımızı, insanlığı ve özgürlüğü savunma mücadelesidir. Arzumuz, Irak’taki Arap halkı ve bu ülkenin diğer halklarıyla birlik çerçevesinde barışçıl bir şekilde bir arada yaşamaktır. Biz Kürd milleti olarak, büyük ve özgür Amerika halkının ve hükümetinin bu haklı ve insanî mücadelemize destek olmasını bekliyoruz. Milletimiz, her zaman Amerikan halkının bilimine, medeniyetine, özgürlüğüne ve ilerlemesine saygı duymuş ve inanmış; Amerika hükümetinin de milletimizin duygularına kulak vereceğini umut etmiştir. Yüce şahsiyetinizin de malumu olduğu üzere, Kürd milleti tarih boyunca her zaman adaletsizliğe, ayrımcılığa, zulme ve acıya maruz kalmıştır – ve bugün de Irak Cumhuriyeti içinde sert ve zalimane bir kaderle karşı karşıyadır. Talebimiz, Kürd milletinin haklarının da diğer milletlerinki gibi tanınması ve özgür, onurlu, insanî bir hayat yaşamamızın sağlanmasıdır. Biz, hakikatin ve özgürlüğün dostları olan insanların yardımıyla bu insanî ideallere ulaşacağımıza inanıyoruz. Böylesi hakikat arayıcı ve özgürlüksever dostların desteği ve yardımıyla insanî ideallerimize ulaşmayı içtenlikle umut ediyoruz. Mustafa Barzanî |
The Last Years of Mustafa Barzani Mustafa Barzani’s triumphal posthumous return to Iraqi Kurdistan was the culmination of a journey whose final leg, it might be said, began on a steamy early August afternoon in 1975, at New York’s John F. Kennedy Airport. His arrival in the United States that day on an Iran Air flight from Tehran was a closely guarded secret. He and his three companions had made the trip in the comfort of the first-class cabin of the Boeing 747 airliner. Now they were to be spared the tedious scrutiny of U.S. immigration and customs officials to which their fellow passengers would have to submit. As they stepped from the ramp to the tarmac, they were met by two men attired in business suits, white shirts, and ties. These two, obviously Americans, led the visitors to black unmarked cars that stood not far from the aircraft, their motors running. The party bundled into the cars and was sped out a side gate onto the expressway toward New York City. THE KURDISH REVOLT OF 1974-75 THE KURDISH COLLAPSE GUEST OF THE SHAH AGAIN PRISONER OF THE SHAH THE UNITED STATES, REVISITED Kissinger’s Letter to Barzani |

General Mustafa Barzanî
Askerî olarak Ghandhi'den daha HÜMANİST idi. Bir fransiz TB'sine verdiği bir mülakatta: ''Biz karşı taraf gibi barbar değiliz,
Onlar kadın ve çocuk bile katlediyor acımadan. Ama biz asla böyle büyük bir suça temayül etmeyiz''. dedi.
Esir düşman askerine değil işkence yapmak, onlara su, yiyecek ve giyecek bile veriyordu. Üstün askerî manevra kabiliyetiyle,
birçok defa bir btün Irak ordusunun hepsini esir alıyor. Ama sonra hepsini serbest bırakıyor. Askerler emir kuludur, onları
bekleyen çocukları ve eşleri var diyordu. Onun bu esire kötü muamele yapmama asil kürdî duruşu karşısında ise düşma ordusu
binlerce savaş esiri kürd tutsağa gayri insani işkenceler yaparak katlediyordu. İşte kürdün düşmanları bu kadar barbar, kalleş ve kancıktırlar.


Barzan'da Parkın içinde ki Kürdistan harita'sı havuz

An American TV-team interviewing Barzani, in early 1969s


Goristana Barzanî, li devera Barzan
100 MİLYON KÜRD İÇİN OTONOMİ YETERLİ OLAMAZ Mele Mustafa Barzani'nin liderliğindeki Kürd Hareketi, bu dönemde büyük umutlar beslemiş, ancak işgalci-ırkçı Irak arab devleti ve rejiminin taktiksel manevraları ve bölgesel güçlerin çıkar çatışmaları nedeniyle hayal kırıklığına uğramıştır. Kürdlerin mücadele tarihi, sadece silahlı direnişle değil, ama aynı zamanda siyasi birlik ve diplomatik akılcılıkla silahlı mücadele ile paralel şekillenmelidir. Kürd halkı için gerçek çözüm, geçici anlaşmalara bel bağlamaktan ziyade, kendi öz gücüne ve ulusal dayanışmaya dayalı uzun vadeli stratejiler geliştirmekten geçmektedir.
Almost all Kurdish leaders accepted the occupation of Kurdistan by enemy armies in the name of religious ideology and remained silent in the face of it. Among Kurdish leaders, only Mustafa Barzani demonstrated a national reflex by fighting against the occupation carried out in Kurdistan through the banner of religious ideology. — Goran Candan
(Kürd liderlerin hemen hepsi din ideolojisi için düşman askerinin Kürdistan'ı işgaline ses çıkarmayıp işgali sineye çektiler. Kürd liderler arasında bir tek Mistefa Barzani din ideolojisi yoluyla Kürdistan'da yapılan işgale karşı savaşarak ulusal bir refleks gösterdi. – Goran Candan)
|

En grupp framträdande internationella personligheter som dog 1979 och vi hittade en bild på Mustafa Barzani bland de mest framträdande globala personligheterna.
Fotot är publicerat i den schweiziska tidningen Le Nouvelliste, utgiven den 29 januari 1979
Amerika Barzani'yi yakından takib ediyordu

Barzani ve Herki aşiretinin liderleri
ABD Merkezi İstihbarat Arşivi’nde 14 Eylül 1950 tarihli bir belgede şu önemli noktalar yer almaktadır:
5 veya 6 Eylül 1950’de Mustafa el-Barzani, Sovyetler Birliği’nden beraberinde beş silahlı adamla birlikte İran’a bağlı bir köye ulaştı.
Mustafa el-Barzani, Harki aşiretinin liderleri Sayed Khan Bag ve Fatah Agha ile bir görüşme yaptı.
Muhbir, bu görüşmede nelerin konuşulduğunu bilmiyor.
Görüşmeden sonra Molla Barzani ve silahlı arkadaşları Sovyetler Birliği’ne geri döndüler.

Qebra Mistefa Barzanî & kurê wî îdrîs
Wesiyeta wî: "Qebra min bila ji qebra pêşmergeyek ne bilindtir be''!

Mustafa Barzanı in Israeli press

The American magazine Time published in its September 22, 1952 issue an article titled "Report on the Kurds," and this page is a part of that article.

The Chinese newspaper Hong Kong published in its issue of February 17, 1962,
News about the ongoing clashes between the Iraqi army and the Kurdish National Forches Peshmerga.
The newspaper states that the Red Commander wants to establish a Kurdish state.
The one referred to as the Red Commander is Mustafa Barzani.


SHEIKH MAHMOUD BARZANJI
SEYID RIZA
LEYLA QASEM
MARGARET SHELLO
Dr SHIVAN (Sait Kirmizitoprak)
MÎR
CELADET BEDIR XAN
PÊŞEWA
- QAZÎ MIHEMED
GENERAL ÎHSAN NÛRÎ PAŞA
MASOUD
BARZANI